Healthcare Consulting - Top Quality Aesthetic

The ultimate experience

Hastalarımıza tedavi için ihtiyaç duydukları bilgileri ve faydalı tıbbi tavsiyeleri veriyoruz ve gerekli işlemleri yürütmede kararlar alıyoruz, Ameliyat olsun ya da olmasın. Sertifikalı doktorlarımız hastalarımıza hizmet vermeye adamıştır.

MON-FRI

Saturday

Sunday

10:00 – 20:00

10:00 – 17:00

12:00 – 17:00

TIM LLC .Licence No: A – 7042
Inonu Mh. Cumhuriyet Cd. No : 105/1 
Şişli / ISTANBUL / TURKEY

Our Services

breast augmentation by fat istanbul

Facebook
Google+
Twitter
LinkedIn
Gastrit, mide iç yüzeyini döşeyen ve gastrik mukoza adı verilen zarın iltihaplanması durumudur. Mide, yenen yiyecekler için tampon görevi görür. Yiyecekler midede karıştırılır, asidik özellikteki mide suyuyla sindirilir.
Mide Hastalıkları

Mide Hastalıkları Nelerdir?

Gastrit, mide iç yüzeyini döşeyen ve gastrik mukoza adı verilen zarın iltihaplanması durumudur. Mide, yenen yiyecekler için tampon görevi görür. Yiyecekler midede karıştırılır, asidik özellikteki mide suyuyla sindirilir. Midede ayrıca diyetle alınan proteinleri parçalayan sindirim enzimleri de salgılanır. Mide suyu, mide mukozasında bulunan çok sayıda bezden üretilir. Mide mukozası mide suyunun kuvvetli asidik etkisinden korunmak için özelleşmiş hücrelerinden mide iç yüzeyini kaplayan ince viskoz bir mukus üretir. Çeşitli faktörler; bu koruyucu mukus katmanına saldırabilir veya çok fazla mide asidi üretimine neden olabilir. Bunun sonucunda gastrit ortaya çıkar. Gastrit sıklıkla karın ağrısı, mide bulantısı ve midede ekşime gibi belirtilerle kendini gösterir. Ciddi bir hastalık değildir ve doğru beslenme ve ilaçlarla kolay bir şekilde tedavi edilebilir.

Gastrit neden olur? 

En sık görülen gastrit nedeni Helicobacter pylori adı verilen bakterinin neden olduğu enfeksiyonlardır. Diğer gastrit nedenleri arasında aşağıdakiler sayılabilir:

  • Sigara kullanımı
  • Aşırı alkol tüketimi
  • Non steroidal anti inflamatuar ilaçlar olarak bilinen aspirin, ibuprofen gibi ilaçların uzun süreli kullanımı
  • Fiziksel stres: Kişinin ciddi bir hastalığa yakalanması, büyük operasyonlar, ciddi yaralanma ve yanıklar
  • Zihinsel stres
  • Çeşitli bakteriler, virüsler veya mantarlar enfeksiyonları
  • Gıda alerjileri
  • Radyasyon terapisi
  • İleri yaş
  • Besin zehirlenmeleri
  • Bağışıklık sisteminin kendi vücut hücrelerine saldırması: Bu durumda hastalığa otoimmün ya da A tipi gastrit adı verilir.

Gastrit belirtileri nelerdir? 

Gastrit belirtileri her hastada farklı şekilde ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda herhangi bir belirti görülmeyebilir. Akut ve kronik gastrit belirtileri birbirinden farklıdır.

Akut gastrit belirtileri 

Akut gastrit için aniden ortaya çıkan karın ağrısı tipiktir. Ağrıyan bölgeye elle baskı yapıldığında ağrıda artma olur. Akut gastritte görülen diğer belirtilerden bazıları;

  • Sırt ağrısı
  • Bulantı, kusma
  • İştahsızlık
  • Devamlı geğirme
  • Karında doluluk hissi
  • Şişkinli
  • Kanlı ya da kahve telvesi şekilde kusma
  • Dışkıda kan ya da siyah dışkı
  • Mide ekşimesi şekilde sıralanabilir.

Kronik gastrit belirtileri

Kronik gastritli çoğu hasta uzun bir süre boyunca herhangi bir belirti hissetmez. Bazı hastalarda ise şişkinlik, dolgunluk hissi ve geğirme gibi hafif belirtiler görülür. Fakat tedavi edilmezse uzun vadede; mide ülseri, onikiparmak bağırsağı ülseri veya mide kanseri gibi hastalıklara zemin hazırlayabilir.

Antral gastrit nedir? 

Gastrit, midedeki lokalizasyonuna göre;

  • Pangastrit
  • Antral gastrit
  • Korpus gastriti şeklinde sınıflandırılır.

Antrum adı verilen midenin çıkışından hemen önceki bölümde görülen gastrite antral gastrit denir. Antral gastrit, akut ya da kronik formda ortaya çıkabilir ve belirtileri de buna göre şekillenir. En sık görülen gastrit formudur ve tüm gastritlerin %80’i bu türde ortaya çıkar. Antral gastrit nedeni genellikle Helicobacter pylori bakterisidir.

Kronik gastrit nedir? 

Mide zarının sık sık tekrarlayan şekildeki ya da uzun süre devam eden iltihabi durumu kronik gastrit olarak adlandırılır. Kronik gastrit, genellikle belirti vermez veya sadece yemeklerden sonra görülen geğirme veya şişkinlik gibi şikâyelerle seyreden hafif bir rahatsızlığa neden olur. Kronik gastrit farklı nedenlerle ortaya çıkar ve nedenlerine göre tip A, B veya C şeklinde sınıflandırılır:

1) A tipi gastrit (Otoimmün gastrit): Vücut bağışıklık sisteminin mide mukoza hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik gastrit türüdür.

2) B tipi gastrit (Bakteriyel gastrit): Bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle ortaya çıkan kronik gastrit türüdür. Bu grup gastritlerin çoğunda sorumlu bakteri Helicobacter Pylori’dir.

3) C tipi Gastrit: Kimyasal ya da toksik madde tahrişi nedeniyle ortaya çıkar. Genellikle uzun süreli ilaç kullanımı sebebiyle gelişir. C tipi gastrit için ilaçlar dışındaki diğer tetikleyiciler aşırı alkol tüketimi veya nadiren de biliyer reflü denilen bir rahatsızlıktır. Biliyer reflü, safra sıvısının onikiparmak bağırsağından mideye geri kaçması durumudur.

Gastrit nasıl teşhis edilir? 

Tanı için öncelikle hastadan ayrıntılı bir öykü alınır. Hastanın şikâyetleri, tıbbi geçmişi, kullandığı ilaçlar, yeme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı ayrıntılı olarak sorgulanır. Daha sonra fizik muayene yapılır. Fizik muayenede karın bölgesinde dokunmakla artan ağrı bulgusu olup olmadığı incelenir. Daha sonra üst karın bölgesi ultrasonografi ile incelenir. Röntgen filmi sadece midede delinme şüphesi varsa çekilir. Kesin tanı için endoskopi incelemesi yapılması gerekir. Endoskopi ucunda ışıklı kamera bulunan tüp şeklindeki cihazla ağızdan girilerek midenin incelenmesi şeklinde yapılır. Endoskopi sırasında gerek duyulursa mideden doku örneği de alınır.

Vücuttaki iltihap ve patojenleri tespit etmek için kan testleri yapılabilir. Örneğin otoimmün gastrit varsa mide hücrelerinin bileşenlerine karşı antikorlar kanda tespit edilebilir. Dışkı incelemesi de yapılabilir. Gastrite bağlı kanamalarda dışkıda kan tespit edilir.

Gastrit tedavisi nasıl olur? 

Gastrit genellikle herhangi bir ilaç tedavisine gerek duyulmadan alışkanlıklarda değişiklik ve beslenme önlemleriyle tedavi edilebilir. Bu değişiklikler yeterli olmadığında tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır.

  • Gastrit tedavisinde ilk adım, mide zarını tahriş eden her şeyden uzak durmaktır. Bu nedenle kahve, alkol ve sigara bırakılmalıdır.
  • Belirtiler şiddetli ise, bir veya iki gün boyunca yemek yememek faydalı olabilir. Kural olarak, zaten gastritin alevlendiği dönemlerde iştah kaybı ortaya çıkar.
  • Belirtiler biraz daha hafifse kolay sindirilebilir hafif yiyecekler küçük öğünler şeklinde tüketilmelidir.
  • Stres nedeniyle tetiklenen gastrit vakalarında meditasyon veya progresif kas gevşetme tekniği gibi rahatlama yöntemleri yardımcı olabilir.

Gastrit tedavisinde mide asidini baskılayıcı antiasitler, proton pompa inhibitörleri, H2 reseptör blokerleri gibi ilaçlar kullanılır. Helicobacter pylori ve diğer bakterilerden kaynaklanan durumlarda antibiyotik tedavisi başlanır. Kronik otoimmün gastrit sıklıkla B12 vitamini eksikliği ile birlikte seyreder. Bu nedenle otoimmün gastrit tedavisinde B12 vitamini enjeksiyonları da yapılır.

Gastrit diyeti 

Diyet, gastrit tedavisinin önemli bir parçasıdır. Gastrit diyetinde Helicobacter pylori bakterilerini yok eden yiyeceklerin düzenli olarak tüketilmesi önerilir. Bu amaçla ev yapımı yoğurt, lahana turşusu, tarhana gibi probiyotikler tüketilebilir. Brokoli içeriğindeki maddelerle, sarımsak geniş spektrumlu antibakteriyel özellği ile Helicobacter pyloriyi öldürücü etkiye sahiptir. Ek olarak araştırmalarla zencefil, elma sirkesi, zerdeçal, kekik kızılcık suyu, ananas, yeşil çay, havuç ve pancar suyunun hem gastriti iyileştirdiği hem de mide bulantısı, mide ağrısı, yanma, şişkinlik ve mide ekşimesi gibi belirtileri hafiflettiği bulunmuştur.

Gastrite iyi gelen ve gelmeyen yiyecekler nelerdir? 

Gastrite iyi gelen yiyecekler ve içecekler arasında;

  • Taze meyve ve sebzeler
  • Elma, yulaf ezmesi, brokoli, havuç ve fasulye gibi yüksek lifli gıdalar
  • Tam tahıllar
  • Hindistan cevizi yağı
  • Balık, tavuk ve hindi göğsü gibi az yağlı yiyecekler
  • Tarhana, ev yapımı yoğurt ve lahana turşusu gibi probiyotikler bulunur.

Gastriti tetikleyen yiyecek ve içeceklerden bazıları;

  • Çikolata
  • Kahve
  • Alkol
  • Domates gibi asitli yiyecekler
  • Her türlü işlenmiş gıda
  • Yüksek yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekler
  • Kızartmalar
  • Yapay tatlandırıcı içeren yiyecek ve içecekler
  • Aşırı baharatlı gıdalar
  • Dondurulmuş gıdalar şeklinde sıralanabilir.

Duodenit nedir? Duodenit nedenleri, belirtileri ve tedavisi

DUODENİT NEDİR?

Duodenit veya diğer bir adıyla on iki parmak bağırsağı iltihabı duodenumda meydana gelen, ince bağırsağın başlangıcı olan iltihaptır. Oniki parmak bağırsağındaki iltihaplanma karın ağrısı, kanama ve diğer gastrointestinal semptomlara neden olabilir. Duodenitlerin en sık rastlanan nedeni Helicobacter pylori (H pylori) adı verilen bir bakteri türü ile ilişkili mide enfeksiyonudur. Bu organizma normalde hassas duodenal astarı asitli mide içeriğinden koruyan mukus bariyerini bozar. Bu bariyerin kaybı kişide kronik bir iltihaba ve duodenum ülserine neden olur.

Birçok kişiye genç yaşta H pylori bulaşır, ancak semptomlar yetişkin yaşlara kadar görülmez. Bazı insanlarda, H pylori enfeksiyonu duodenite neden olur; tedavi edilmediği takdirde duodenumda ülsere (açık yara) yol açabilir. Steroid olmayan antienflamatuar ilaçlar (NSAID’ler), alkol veya tütün gibi ilaçların uzun süre ciddi şekilde ve uzun süre kullanılması da duodenite yol açabilir. Daha az yaygın olarak, Crohn hastalığı duodenite neden olabilir.

Belirtiler aniden ortaya çıkarsa ve kısa bir süre rahatsız edici olursa, akut duodenit, aylarca hatta yıllarca uzun süre boyunca ortaya çıkarsa kronik duodenit olarak adlandırılır.

DUODENİT BELİRTİLERİ

Duodenitin belirti ve semptomları sabit veya sporadik olabilir ve hastalık seyri bireyler arasında farklılık gösterir. Sebep H pylori ise, semptomlarınız enfeksiyon tedavi edilmediği sürece kalacaktır. Duodenitli bazı kimselerde hiçbir belirti olmaz, bazıları ise kusma ile veya kusma olmadan yanma ağrısı veya bulantı olabilir.

DUODENİT NEDENLERİ

Duodenite genellikle Helicobacter pylori (H pylori) adı verilen bakteriler neden olur. Aşağıdakiler ayrıca duodenite yol açabilir:

– Bir bakteri, mantar veya viral enfeksiyon
– Ağır hastalık veya stres
– NSAID’ler, aspirin veya steroid ilaç
– Tütün ürünleri veya alkol kullanımı
– Crohn hastalığı
– Kanser tedavisi için radyasyon
– Mide veya ince bağırsakta yaralanma
– Bir düğme pil gibi yuttuğunuz toksik bir nesne

DUODENİT TEDAVİSİ

H pylori ile ilişkili duodenit durumunda, enfeksiyon antibiyotiklerle başarıyla tedavi edilebilir. H pylori ile ilişkili olmayan duodenitlerde, mide asidini azaltan ilaçlar etkili bir tedavi olabilir. Ellerinizi sabun ve suyla yıkamak gibi ortak hijyen uygulamalarını izleyerek H pylori enfeksiyonu riskinizi azaltabilirsiniz. Alkol tüketimini sınırlama ve steroid olmayan antienflamatuar ilaçları (NSAID) kullanımınızı sınırlama gibi yaşam tarzı değişiklikleri, H pilori ile ilgili olmayan duodenit riskinizi azaltabilir.

Şiddetli karın ağrısı, kanlı veya siyah katranlı tabureler veya kanlı veya siyah kusma gibi ciddi semptomlar için derhal tıbbi yardım isteyin.

Reflü nedir? Belirtileri ve tedavisi nasıl olur?

Pek çok insanda yemekten sonra hazımsızlık, ekşime ve yemek borusunda yanma yakınmaları mevcuttur. Bu rahatsız edici durum yemek borusuna ve hatta ağıza kadar gelen yemek ve mide asidi ile belirgindir. Bu durum bazı kişilerde geçici olup, belli bir sürede ortadan kalkar. Ancak bazı kişilerde de oldukça rahatsız edici, sık sık oluşan ve oldukça ağrılı bir hastalık halini alır. Bu hastalığı “Gastroözofageal reflü” olarak adlandırıldı. Toplumda oldukça sık oranda (%15-20) gözlenen bir hastalıktır. Kadınlarda daha sık gözlenmesine karşın ciddi yemek borusu hasarı erkeklerde daha sık gözlenir. Yaşlılarda ve çocuklarda oldukça ciddi durumlar oluşturabilir.

Reflünün belirtileri

En sık belirtisi göğüste yanma “heartburn” dır. Bazı insanlar bu yanmayı midesinde, boyunda, omuzlarda ya da hatta sırtta ve kolda dahi hissedebilir. Kalp ağrısından bazen ayırt edilemez. Genellikle bu nedenle doktora başvururlar.

Göğüs ağrısı nedeniyle Koroner anjio yapılıp negatif bulunan % 50 hastada reflü özofajit saptanmıştır. Özofajitte ağrı sıklıkla akut başlangıçlı ve saatlerce sürer, uykudan uyandırır, antiasit ve yiyeceklerle hafifler, gıda ve öğünlerle ilişkilidir, sırt üstü yatma ve öne eğilmede hissedilir, % 50 olguda pyrozis, regürjitasyon ve disfaji gibi semptomlara eşlik eder, eforla ilişkisizdir, sıklıkla sternum altında yada sırt bölgesinde hissedilir, yayılım göstermez.

Ağrıya ilaveten ağıza ekşi su gelmesi “regürjitasyon” diğer sık rastlanan belirtidir. Boğazda ve ağızda kötü bir tat bırakır, genellikle yemek sonrası nadiren yemek sırasında oluşur. Semptomlar sıklıkla yatarken ve uyurken meydana gelir. Karında şişkinlik, geğirti, hıçkırık, gıcık hissi, kronik öksürük, ağız kokusu, ses kısıklığı, ses tellerinde nodül ve astım nöbetleri diğer belirtileridir.

Reflünün tedavisi

Reflü hastalığı günümüzde tanısı konduktan sonra önleminin alınması ve tedavisi mümkün bir hastalıktır. Yemek ile birlikte midede öğütücü işlem amacı ile asit salgılanması başlar. Yemek bitiminde bu salgılanan asidin bir kısmı mideden taşarak yemek borusunu tahriş eder. İşte bu geriye taşmaya Reflü adını veriyoruz. Reflü olan asit, yemek borusunda geçici ve kalıcı hasarlar oluşturabilir. Bu tahriş neticesinde oluşan ağrıya da “heartburn”, yemek borusunda oluşan hasarada “Özofajit” tanımlarını kullanıyoruz.

Mide yüzeyi aside alışık ve asidin tahrip eden etkisini ortadan kaldıracak mekanizmalara sahiptir. Ancak yemek borusunda aside karşı bu tür koruyucu etkili mekanizmalar bulunmaz. Normalde mide ile yemek borusu arasında “alt özofagus sfinkter” dediğimiz bir kapı görevini üstlenen mekanizma mevcuttur. Bu kapı yutulan lokmaların yemek borusundan mideye geçisine izin verir ancak mide içeriğinin geri kaçmasını önleyecek mekanizma ile çalışır. Bu kapıdaki gevşemeler ya da bozukluklar (mide fıtığı-hiatal herni) reflü hastalığının oluşmasının nedenleridir.

Mide içindeki basıncın arttığı durumlarda (çok yemek yenmesi, yemek sonrası yatılması,vs) reflü sıklığı daha fazladır.

Hangi hastalarda reflü ameliyatı gereklidir?

  • Yaş (hasta ne kadar genç ise cerrahi o kadar önceliklidir).
  • Yakınmaların şiddeti, sıklığı, tipi
  • Yemek borusundaki hasarın şiddeti
  • İlaç tedavisine rağmen hastalığın tekrarlama hızı
  • Reflü ile birlikte mide fıtığının (Hiatal Herni) mevcut olması durumunda hastanın tedavisi ameliyat ile sağlanır.

Reflü ameliyatı ile neler düzeltilir?

Günümüzde laparoskopik ameliyatların hastaya sağladığı daha az ağrı, daha kısa sürede iyileşme avantajlarından reflü hastalığının tedavisinde de yararlanmaktayız.

Bozulmuş olan alt özofagus sfinkterinin bir diğer anlamda mide ile yemek borusu arasındaki kapının yeniden oluşturulması ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçısının önlenmesi amacını güden laparoskopik fundoplikasyon ameliyatları tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Ameliyat son teknik gelişimlerden yararlanılarak uygulanan laparoskopik bir işlemdir. Yaklaşık 1-1,5 saat süren, hastanın ertesi gün ağızdan beslenmeye başlayıp aynı gün ya da ertesi gün evine gönderilebildiği ve 7 gün içinde de işbaşı yapabildiği bir işlemdir. Laparoskopik ameliyatların tüm avantajlarından (daha az ağrı, daha kısa yatış süresi ve ameliyat sonrası riskinin olmaması gibi) yararlanılır.

Böylece yıllarca ve her gün ilaç alımının ortadan kalkışı, yemek borusundaki iltihabi olayların gerilemesi ve bunlara bağlı kanser risklerinin ortadan kalkması ile hastanın daha kaliteli bir yaşama kavuşması sağlanır. Deneyimli cerrahların uyguladığı bu laparoskopik fundoplikasyon işlemlerinin yan etkisi minimal düzeyde olup, başarı yüzdesi %95-100 arasındadır.

Gastroenterelog ve cerrahların birlikte değerlendirilmesi sonucunda uygun hasta seçimi ile önerilen bir ameliyat şeklidir.

Reflünün (GÖR hastalığının) belirtileri nelerdir?

GÖR’ün en önemli belirtisi göğüste yukarıya doğru yayılan yanmadır. Yanma midede, boğazda veya boyunda hissedilebilir. Özellikle alkol, turşu, çikolata, ekşi, acı ve baharatlı yiyecekler yanmayı şiddetlendiren besinlerin başında gelmektedir. Diğer önemli belirti ise bulantı olmaksızın, mide sıvısının istem dışı ağza gelmesidir. Bu özelliği ile kusmadan ayırt edilir.

Haftada bir veya daha sık, göğüste boğaza doğru yükselen bir yanma, ağza acı-ekşi su gelmesi hastalığın tanısı için yeterlidir. Saydığımız bu iki önemli belirtinin dışında, reflü’nün başka organları tahrişinden dolayı ortaya çıkan belirtiler de GÖR hastalığının tanınmasında önemlidir.

  • Geçmeyen gıcık öksürüğü
  • Ses kısıklığı
  • Ses tellerinde polip veya nodül
  • Tedavi edilemeyen larenjit ve farenjit gibi boğaz enfeksiyonları
  • Boğazda dolgunluk hissi
  • Sık sık boğaz temizleme ihtiyacı
  • Tedaviye iyi yanıt vermeyen astım
  • Tekrarlayan zatürre
  • Uykuda kısa süreli soluk durmalarında altta yatan hastalık olarak reflüden şüphe edilmelidir.

Sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, ses kısılması, sık sık farenjit veya larenjit sorunu olan kişilerin çoğunda esas neden reflüdür. Yine müzmin öksürüğü olanların yarısında reflü hastalığı olduğu ortaya konmuştur. Hatta yıllarca öksürüp bir tanı konmadan doktor doktor gezen hastalar vardır. Astım ile reflü birlikte ise biri diğerini kötüleştirir. Reflüden şüphelenilen hastaların bazısında ise kalp ağrısından ayrılması imkansız göğüs ağrısı meydana gelir. Böyle durumlarda öncelikle kalp tetkiki yapıldıktan sonra reflüden şüphelenmek en doğru yoldur.

Yutma güçlüğü, ağrılı yutma, mide kanaması veya kilo kaybı reflünün bulguları olabildiği gibi tamamen farklı bir hastalığa da işaret edebilen durumlardır. Çocuklarda reflü hastalığı, basit kusmalar şeklindedir ancak özellikle süt çocuğu döneminde “ani çocuk ölümü” sendromu sorumlusu olabilmektedir. Çocukluk döneminde duruş bozukluğu, büyüme gelişme geriliği, kansızlık, zatürre atakları, solunum yolu hastalıkları, yeni doğanda boğulma atakları da GÖR’ün başvuru nedenleri arasındadır. Çocukluk çağı astımının üçte birinin altında reflü yatmaktadır.

Reflünün yol açtığı hastalıklar nelerdir?

  • Çocuklarda büyüme-gelişme geriliğine
  • Akciğere mide sıvısı kaçmasına bağlı zatürreye,
  • Larenjit, farenjit, bronşit, astım gibi solunum yolu hastalıklarına,
  • Yemek borusu iltihabına (özofajit),
  • Peptik darlığa (midenin bir kısmının daralması),
  • Sindirim kanalı kanamalarına,
  • Anemiye,
  • Yemek borusu kanserine zemin hazırlayan Barrett hastalığına
  • Kansere yol açabilir.

Reflü tedavisi

İlaç tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere iki yöntem vardır. Reflü tedavisinde altta organik bir neden yoksa hastaya asit oluşumunu engelleyici ilaçlar ve mevcut asidi nötralize edici ilaçlar verilir. Cerrahi tedavide ameliyatla mide ile yemek borusu arasındaki büzgeç kas kuvvetlendirilir Genelde mide fıtığı varsa bazende ilaç tedavisinden sonuç alınamadığında başvurulur. Uzun süre ilaç kullanmak istemeyen hastalarda ise eğer cerrahi tedavi uygunsa ve hasta da istiyorsa uygulanabilir. Hasta cerrahi tedavinin yan etkileri ve komplikasyonlar hakkında mutlaka bilgilendirilmelidir.

Reflü hastalığı, kronik bir hastalıktır zaman zaman şikayetler artabilir, azalabilir, kaybolabilir ve tekrarlayabilir. Bu nedenle reflüyü önlemek için hastanın uyması gereken kurallar vardır.

Reflüyü önlemenin yolları

  • Yüksek yastıkta yatın (Yatarken vucudun üst kısmı ve baş yüksekte olmalıdır).
  • Fazla miktarda yemekten kaçının (Fazla yemek mide basıncını artırır ve reflü olasılığı artar).
  • Az miktarda sık ve düzenli yemek yiyin.
  • Yiyecekleri yavaş yiyip, iyi çiğneyin.
  • Yağı azaltın (Kızartmalar, fast food yiyecekler ve margarinden kaçının. Aşırı yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi de yüksektir ve daha fazla mide asidi salınmaktadır).
  • Çikolatadan kaçının (Çikolatada bulunan metilksantin denen madde yemek borusundaki kasları gevşeterek sinkterde gevşemeye yol açar).
  • Kahveden kaçının çayı az tüketin (Kafeinli veya kafensiz kahve reflü olasılığını artırır).
  • Yemek borusunu irite eden maddelerden kaçının.
  • Alkol, kola, gazoz gibi asitli içecekler, konserve meyve suları, içmeyin.
  • Çok baharatlı yiyeceklerden, turşu ve sirkeden kaçının (Baharatlar reflünün şiddetini arttırarak midede yanmayı arttırabilir. Bu nedenle baharatlı hazır gıdaları sınırlandırıp yemeklerinize daha az baharat kullanınız.
  • Yemekten sonra hemen yatmayın en az 1 saat oturun.
  • İçkilerden kaçının (Alkol mide asidini artırmaktadır).
  • Sigara ve diğer tütün ürünlerinden sakının (Nikotin yemek borusunun alt kısmındaki büzgeci gevşetmektedir).
  • Kilo almayın (Şişmanlık reflü şikayetlerini artırmaktadır).
  • Stresten mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın.
  • Sıvı tüketimi mide basıncını arttırdığı için yemeklerde değil, öğün aralarında alın.
  • Özellikle öğünden sonra dar giysiler giymeyip daha rahat giysiler giymeye çalışın.

Ülser nedir? Belirti ve tedavileri nelerdir?

Ülser, mide veya duedenum’un (onikiparmak barsağı) mide asidi ve sindirim sıvıları (örneğin pepsin) tarafından harabiyeti sonucunda meydana gelen doku kaybıdır. Doku kaybı asit pepsinin etkisiyle daha derinlere inebilir. Enflamasyon dediğimiz yara meydana getirir.

Ülserin nedeni nedir?

En büyük neden “Helicobacter pylori” adlı bir mikroptur ve düzenli NSAİ ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar) alımıdır. Diğer muhtemel nedenler arasında genetik yatkınlık (irsiyet) , her türlü stresler, kortizon türü ilaçlar, alkol, sigara, kahve alışkanlığı , çevre kirliliği sayılabilir.

Ülser hangi yaş aralığında sıklıkla görülür?

Toplumumuzda herhangi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) yüzdesi %2-6’dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri, mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30-50 yaşları arasında daha sık olup, erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazladır. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

Ülserin belirtileri nelerdir?

En sık rastlanan belirti karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde ağrı olmasıdır. Genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötürleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Ülserli hastalarda daha az sıklıkla meydana gelen belirtiler bulantı, kusma (özellikle ağrı varken oluşur, kusunca ağrının azalması veya kesilmesi çok tipiktir) , iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Ülserin tehlikeli sonuçları nelerdir?

KANAMA

Üst sindirim sistemi kanamalarının en büyük nedeni ülserlerdir. Bazen daha önce hiç mide ağrısı şikayeti olmayan kişilerde bile görülebilir. Bu kişiler “kahve telvesi” renkli bir materyal kusarlar ya da “katran renkli” siyah gaita dışkılarlar. Başka belirti olmadan gaitasının siyah renkli olduğunu fark eden kişilerin mutlaka bir sağlık kurumuna acil olarak başvurması gereklidir. Kusma ve siyah renkli feçes olmadan önce aniden fenalık gelmesi, soğuk soğuk terleme halinde üst gastrointestinal kanamadan kuşkulanılmalıdır.

PERFORASYON (MİDE DELİNMESİ)

Mevcut ülserin derinliğinin artması ve tüm mide-duedenum katmanlarını geçerek delinmesidir. Mide asit-pepsin içeriğinin karın boşluğuna geçmesi sonucu aniden ve şiddetli bir ağrı oluşur. Karın tahta gibi sertleşir, kıpırdama ve yürüme ağrı nedeniyle zorlaşır. Tedavi genellikle ameliyat iledir.

Tıkanma

Özellikle duedenum ve pylor kanalında akut ülserin doku ödemi (şişliği) meydana getirmesiyle, uzun süredir derin ülserin olması sonucunda nedbe dokusu oluşması nedeniyle, yiyecek, içecek ve mide suyunun geçimini (pasajın) daralması (stenoz) , hatta tıkanmasına neden olur. Hasta yediği ve mide suyunun devamlı salgılanmaya devam etmesi sonucu mide içinde biriken , ileriye gidemeyen materyali kusar. Kusma bol ve süreklidir. Hasta yese bile yiyecekler hazmeden organlara geçemediğinden (hazım-emilim- mide değil,onikiparmak barsağı ve ince barsaktadır), sürekli kilo verme mevcuttur. Teşhis biran önce yapılıp ameliyat edilmelidir.Ülserin teşhisi nasıl yapılır?

Fizik muayene ve ultrason ile ülser herhangi bir işaret vermez. Ancak bize başka hastalıkları ekarte etme şansı verir. Birçok doktor asit bloke eden ilaç vererek ilaçları 2 hafta kullandıktan sonra belirtilerde düzelme olmamasıyla ülser olmadığını düşündürür (tedaviden teşhise). Zaten pratik olarak başka teşhis yoktur. Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduedenoskopi) gereklidir.

Ülser tedavisi

MİDE – DUEDENUM GRAFİSİ

Baryum içirilerek , baryumun mideden geçişi sırasında , mide ve duedenum hattının anotomik yapısı gözlenir.

ENDOSKOPİ (GASTROSKOPİ)

Küçük, ışıklı , kıvrılabilen bir boruyla yemek borusu, mide ve onikiparmak barsağının gözle direkt olarak gözlenmesidir. Görülmesi gereken organların yaklaşık her yeri net bir şekilde gözlenebilir. İşlem hastaya genellikle sakinleşmesi için bir ilaç verilerek yapılır. İşlem sırasında, patolojik tetkik ve üreaz testi için biyopsi alınabilir. Biyopsi alımı herhangi bir rahatsızlık veya ağrıya neden olmaz.

DİYET

Geçmişte baharatlı , acı, ekşi, turşudan, yağlı ve asidik yiyeceklerden kaçınılması gerektiği söylenip , süt tedavisi verilirdi. Bugün ülser için özel bir diyet olmadığı gibi gece yatmadan önce içilen sütün zararı bile olabilir. Özel diyetin ülseri iyileştirmede katkısı olmadığı deneylerle gösterilmiştir. Şu anda kişisel olarak şikayetine sebep olduğu düşünülen yiyecek maddesinin kısıtlanması gerektiği söylenmektedir. (Örneğin ülserli bir kişiye soğan yemek dokunmuyorsa yemesinde bir sakınca yoktur). Ancak ülserli hasta sigarayı (eğer çok içiyorsa) bırakmalıdır. Sigara içiminin ülser iyileşmesini geciktirdiği, sık ülser mikslerine neden olduğu gösterilmiştir. Genellikle ülserli hastalar aspirin ve benzeri romatizma ilacı almamalıdır. Alkol alımı, yüzeyel mukoza direncini bozarak, gastrite ve ülser iyileşmesinde gecikmeye yol açabilir. Akut ülserde özellikle alınmamasında yarar vardır.

İLAÇLAR

Gastroözofajial reflü tedavisinde ve ülserde kullanılan ilaçlar H2 reseptör blokerleri (Ranitidin , Famotidin , Nizatidin) ve proton pompa inhibitörleri (omeprozol, lansoprol) dir. Bunlar mide asitlerini azaltarak yakınmaları rahatlatırlar. Ayrıca mide mide asitinin ülser üzerine etkisini ortadan kaldırarak, iyileşmeyi sağlarlar. Protein pompa inhibütörleri asiditeyi azaltmada, H2 reseptör blokerlerine oranla daha güçlüdür. Ancak daha pahalıdırlar. Helikobacter pylori saptanan hastalarda, protein pompa inhibütörleri kullanılan antibiyotiklerle birlikte helikobacter pyloriyi yok etmede etkilidirler.

AMELİYAT

Birçok ülser ilaçla iyileşir. Kanama, stenoz (daralma -tıkanma) , delinme meydana gelirse, tıbbi tedaviye cevap vermezse acilen ameliyat gereklidir.

Helicobacter pylori nedir?

Birçok ülser helicobacter pylori mikrobunun varlığı ile meydana gelir. Duedenal ülserlerde Helicobacter pylorinin varlığı %100’e yakın oranla yüksek bulunmuştur. Helicobacter pylori varlığı saptanan ancak ülser görülmeyen kişilerin varlığından dolayı , helicobacter pylori varlığı yanında başka faktörler de (örneğin irsiyet) olması gerektiğini düşündürmektedir. Helicobacter pylori varlığı ülser yapması dışında müzmin gastrit yaptığı kesindir. Mide kanserlerine yol açtığı da iddia edilmektedir.

TIM

TIM

Leave a Replay

About Us

Hastalarımıza tedavi için ihtiyaç duydukları bilgileri ve faydalı tıbbi tavsiyeleri veriyoruz ve gerekli işlemleri yürütmede kararlar alıyoruz, Ameliyat olsun ya da olmasın. Sertifikalı doktorlarımız hastalarımıza hizmet vermeye adamıştır… Hakkımızda

Our Deparments

Recent Posts

Follow Us

Protfolio Tags

Sign up for our Newsletter

Don’t worry we don’t send spam emails

Shopping Basket