Healthcare Consulting - Top Quality Aesthetic

The ultimate experience

Hastalarımıza tedavi için ihtiyaç duydukları bilgileri ve faydalı tıbbi tavsiyeleri veriyoruz ve gerekli işlemleri yürütmede kararlar alıyoruz, Ameliyat olsun ya da olmasın. Sertifikalı doktorlarımız hastalarımıza hizmet vermeye adamıştır.

MON-FRI

Saturday

Sunday

10:00 – 20:00

10:00 – 17:00

12:00 – 17:00

TIM LLC .Licence No: A – 7042
Inonu Mh. Cumhuriyet Cd. No : 105/1 
Şişli / ISTANBUL / TURKEY

Our Services

breast augmentation by fat istanbul

Jinekoloji

Yumurtalık (Over) Kisti (Endometriozis)

Kist Nedir?

Kist, etrafı kist duvarı adı verilen doku ile çevrili, sıvı içeren kitledir.

Vücutta bütün dokularda kist oluşabilir ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri daha çabuk belirti verebilir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin organlarda fonksiyon bozukluğu yapmasıdır. Yumurtalık kistlerinde ise genelde böyle bir durum söz konusu değildir.

Over Kisti (Endometriozis)

Yumurtalık (Over) Kistlerinin Sebepleri Nedir?

Yumurtalık (over) kistlerinin en sık sebebi; hormonal düzensizliklerdir.

Kadında hormonal düzensizlik varsa yumurta taşıyan kistler çatlamaz ve büyümeye devam ederek folikül kistini oluşturur.

Yumurtalık (Over) Kistlerin Belirtileri Nedir?

Çoğu zaman, yumurtalık kistleri herhangi bir semptom göstermez. Bununla birlikte, kist büyüdükçe belirtiler ortaya çıkabilir. Semptomlar şunları içerebilir:

  • Karın bölgesinde şişlik
  • Ağrılı bağırsak hareketleri
  • Adet düzensizliği, lekelenme veya adet görememe
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı
  • Alt sırt (pelvis bölgesi) ya da uyluklarda ağrı
  • Göğüslerde hassasiyet
  • Mide bulantısı ve kusma

Yumurtalık Kisti Tanısı Nasıl Konulur?

Genellikle jinekolojik muayene esnasında tesadüfen yumurtalıkta kist tanısı  konulur. Vajinal yolla veya karından yapılan ultrasonografi ile değerlendirme çoğu zaman kistin tipi ve kötü huylu olup olmadığı hakkında bilgi verir. Nadiren bilgisayarlı tomografi, MR gibi ileri tetkiklere ihtiyaç olur.

İyi Huylu Kist ve Kötü Huylu Kist Nasıl Anlaşılır?

Kistin iyi huylu ya da kötü huylu olduğunun ayırımında kanda tümör testleri yapılabilir. Yumurtalık kistlerinin çoğu iyi huyludur. Bu tümör testlerinden Ca-125 özellikle yumurtalık kanserlerinde ve endometrioma denilen iyi huylu çikolata kistlerinde yükselebilir. Tüm bu değerlendirmelerle tanı konulamamışsa laparoskopi denilen işlemle anestezi verilerek bir kamera vasıtası ile kist değerlendirilebilir.

Yumurtalık Kisti Tedavisi

Kistiniz hiçbir belirti vermiyorsa doktorunuz onu sadece 1-2 ay izleyebilir. Çoğu fonksiyonel (işlevsel kist) bir veya iki ayda kendiliğinden geçer.

Kistiniz büyük ve şikayet veriyorsa doktorunuz hormon (doğum kontrol hapı) tedavisi veya ameliyat önerebilir. Tedavinin şekli birçok faktöre bağlıdır:

  • Kistin büyüklük ve tipi
  • Yaşınız
  • Şikayetleriniz
  • Çocuk sahibi olma isteğiniz

Yumurtalık Kisti Hormon Tedavisi (Doğum Kontrol Hapları)

Doktorunuz fonksiyonel (işlevsel) yumurtalık kistlerini tedavi etmek için doğum kontrol hapları reçete edebilir.

Doğum kontrol haplarındaki hormonlar yumurtlamayı durdururlar.

Bu yumurta keselerinin gelişmesini önler ve dolayısıyla yeni kistlerin oluşmasını durdurur.

Doğum kontrol hapları, özellikle sigara içenler ve 35 yaşından büyükler için olmak üzere, her kadın için uygun olmayabilir.

Yumurtalık Kisti Ameliyatı

Doktorunuz kisti almak için ameliyat önerebilir. Hangi tip tedavinin sizin için en iyisi olduğuna o karar verecektir.

Gerekli olan cerrahinin tipi ve büyüklüğü birçok faktöre bağlıdır. Bazen yumurtalık bırakılırken kist alınabilir (kistektomi denir).

Bazı vakalarda yumurtalıkların biri veya her ikisinin alınması gerekebilir.

Miyom

Miyom Nedir?

Her dört kadından birinde hayatının bir döneminde ortaya çıkan miyomlar, kadınlarda en sık görülen sorunlardan birini oluşturmaktadır. Bunlar, rahim dokusundan kaynaklanan ve rahim şeklinin dışına taşan iyi huylu kitlelerdir.

Miyomu Büyüten Etken Nedir?

Miyomların ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın önem taşıdığı bilinmektedir. Hastaların çoğunda birden fazla miyomun olduğu görülür. Östrojen, miyomların büyümesine neden olduğu için özellikle üreme çağında, hamilelik döneminde büyüdükleri gözlenmektedir. Miyomlar, rahimdeki yerleşimlerine göre farklılaşır ve rahim içi astar dokuya doğru büyüyebildikleri gibi rahim içi kas dokusunda da yer alabilir.

Sebebi ve nasıl oluştuğu tam olarak hala bilinmeyen miyomlar, gebelik kayıpları ve üreme bozukluğuna neden olmaktadır. Yaş, etnik köken, doğum yapmamış olmak, obezite gibi faktörler miyom gelişme riskini artırmakta, fazla doğum yapmış olmak miyom riskini azaltmaktadır. Rahmin patolojik incelemelerinde kadınların %77’sinde bir ya da daha fazla sayıda miyomun olduğu ve bunların üreme çağındaki kadınların %60’ında bazı problemlere yol açtığı görülmüştür.

Miyomların Belirtileri Nelerdir?

Miyomların en belirgin belirtileri şu şekildedir;

  • Adet dönemlerinde çok fazla kanama,
  • Adet sonrasında aralıklarla açık renkte kanama,
  • Karın ve rahim bölgesinde gözle fark edilecek şekilde büyüme,
  • Cinsel ilişki ve adet dönemlerinden sonra bel ve kuyruk sokumunda ağrı hissedilmesi,
  • Sıklıkla idrara çıkma isteği,
  • Ayrıntılı yapılan kısırlık testlerinde de bazı durumlarda miyomların tüpleri tıkadığı görülmektedir.
  • Ayrıca miyomlar, barsaklarda oluşturdukları basınçtan dolayı kabızlığa da sebep olmaktadırlar.

Over Kisti (Endometriozis)

Miyomların Tanısı Nasıl Konur?

Miyomlara tanı koymak gayet kolay bir işlemdir. Miyomların tanısı için; ultrasonografi, histereskopi, laparoskopi, histerosalpingografi gibi yöntemler kullanılabilmektedir.

Ultrasonografi

Yıllardır pek çok hastalığın, sorunun tanısında kullanılan ultrasonografi, ağrısız ve acısız bir inceleme yöntemidir. Hastanın karın üstünden ya da vajina içine sokulan bir cihaz yardımıyla yapılan ultrasonografide, eko denilen ses dalgalarının yarattığı görüntülerle, iç genital organlar değerlendirilir.

Histeroskopi

Histereskopi, ışın teloskopi cihaz ile vajina ve rahim boynu aşılarak rahim içine doğru sokularak yapılan inceleme işlemidir.

Laparoskopi

Laparoskop adı verilen bir cihazla hastanın karnından yapılan minik bir kesi ile teloskopik inceleme sistemine dayanmaktadır.

Histerosalpingografi

Histerosalpingografi tekniği, ilaçlı film tekniğidir ve vajinal yoldan rahim ağzının hemen iç kısmına giren ince bir tüp ile ilaç verilir. Bu ilaç, rahim içinden tüpler aracılığıyla karın boşluğuna kadar yayılır ve bu ilaç sayesinde organlardaki anomaliler daha net bir şekilde görüntülenebiliyor, varsa anomalilere tanı konabiliyor.

Miyomlar Nasıl Tedavi Edilir?

Miyomlar genellikle çok küçük olduklarından ve şikayete neden olmadıklarından tedavi edilmesi de gerekmeyebiliyor. Hatta bazı miyomlar herhangi bir belirti vermediğinden kadın miyom olduğunu da bilmeyebilir. Ancak şiddetli şikayetler yaratan, belirgin bulgu veren, doğurganlığı etkileyecek büyüklükte olan, kanser ya da benzeri kötü huylu tümörlerle karışabilecek özellikte olan miyomların tedavi edilmesi gerekir. Bu bakımdan miyom küçük ise 6 ay aralıklarla kontrol muayeneleri yapılması yeterliyken, büyük miyomlarda tedavi yoluna gidilir.

Tıbbi Tedavi

GnRH analogları olarak adlandırılan bazı ilaçlar miyomların boyutlarını küçültmek için kullanılmaktadır. Ancak bu ilaçlar uzun süre kullanıldığında kemik kaybına, vajinal kurumaya ve sıcak basmalarına yol açmaktadır. Bu sebeple de genellikle bu ilaçlar cerrahi operasyon öncesinde miyomları küçültmek için kullanılmaktadır.

Cerrahi Tedavi

Ciddi şikayetlere yol açan ve hızlı büyüme gösteren miyomlar cerrahi olarak çıkarılır. Miyomun bulunduğu yer ve büyüklüğüne göre cerrahi uygulamanın tipini belirlenir.

Myomektomi

Miyomun rahim duvarından basitçe sıyrılarak çıkartılması işlemidir. Özellikle gebe kalmak isteyen kadınlarda rahmin korunmasını sağlayan koruyucu bir yaklaşımdır ve bu işlem daha çok laparoskopi ile yapılır. Ancak miyomun laporoskopik işlemle alınmayacak kadar büyük olması durumunda hastanın karnı açılarak uygulanan klasik ameliyat ile miyomektomi gerçekleştirilir.

Histerektomi (Rahmin Alınması)

Miyomların hızla büyüdüğü ve çok fazla şikayete sebep olduğu durumlarda, ileride gebelik istemeyen kadınlara histerektomi uygulanır.

Miyomların Takip Edilmesi

Küçük olan, büyümeyen, şikayete sebep olmayan miyomların cerrahi ile çıkarılmasına gerek yoktur. Ağrı, basınç hissi, düzensiz ve aşırı kanama gibi yakınmaları olmayan hastaların düzenli aralıklarla 6 ayda bir kontrolleri yapılarak miyom boyutlarının takip edilmesi yeterlidir.

Genital Estetik

Rahim Ağzı (Serviks Kanseri)

Rahim ağzı kanseri ya da tıbbi adıyla serviks kanseri, rahmin serviks adı verilen alt kısmındaki hücrelerde görülür. Serviks, rahmin vajinaya bağlanan boyun şeklindeki kısmıdır. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara neden olan insan papilloma virüsünün (HPV) çeşitli türleri, rahim ağzı kanserine en sık neden olan etkendir.

Çoğu kadında virüse maruz kalındığında, bağışıklık sistemi vücudun virüsten zarar görmesini engeller. Ancak küçük bir grup kadında virüs, yıllarca hayatta kalır. Bu virüsler, serviksin yüzeyindeki bazı hücrelerin, kanser hücreleri haline gelmesine neden olan süreci başlatır.

Rahim ağzı kanseri

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Rahim ağzı kanseri belirtileri arasında en yaygın olarak görüleni vajinal kanamadır. Vajinal kanama, adet dönemleri dışında, cinsel ilişkiden sonra ya da menopoz sonrası dönemde görülebilir. Diğer sık görülen belirti cinsel ilişki sırasında ağrı duyulmasıdır. Normal olmayan aşırı vajinal akıntı, adet döngüsünün anormal şekilde bozulması erken belirtilerden bazılarıdır.

İleri evrede ise anormal vajinal kanama nedeniyle kansızlık gelişir. Alt karında, bacakta ve sırtta geçmeyen ağrı vardır. Kitle nedeniyle idrar yollarında tıkanıklık ortaya çıkabilir ve idrar yaparken sorunlara neden olur.

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Nedenleri Nelerdir? 

İnsan papilloma virüsü (HPV) serviks kanserlerinin yaklaşık % 99’unda bulunur. Birçoğu düşük riskli olarak kabul edilen ve servikal kansere neden olmayan 100’den fazla farklı HPV türü vardır. Serviks kanseri vakalarının %70’inden fazlası, çoğunlukla yüksek riskli HPV türleri olarak adlandırılan HPV-16 ve HPV-18 nedeniyle ortaya çıkar. Yüksek riskli HPV türleri, servikal hücre anormalliklerine veya kansere neden olabilirler.

Ancak serviks kanserinin tek nedeni HPV değildir. HPV taşıyan çoğu kadında serviks kanseri gelişmez. Sigara kullanma, HIV enfeksiyonu gibi bazı diğer risk faktörleri HPV’ye maruz kalan kadınların serviks kanseri geliştirme olasılığını artırır.

Rahim Ağzı (Serviks Kanseri) Kanseri Risk Faktörleri Nelerdir?

  • İnsan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri için en önemli risk faktörünü oluşturur.
  • Sigara içen kadınlar, içmeyenlerle kıyaslandığında serviks kanseri için iki kat daha fazla risk taşırlar.
  • Zayıf bağışıklık sistemi bulunan kişilerde vücut, HPV enfeksiyonları ve kanser hücrelerini yok etmede yetersiz kalır. Bağışıklığı bozan HIV virüsü ya da bazı ilaçlar bu nedenle serviks kanser riskini arttırır.
  • Bazı çalışmalara göre kan testleri ve rahim ağzı mukusu incelemesinde geçirilmiş klamidya enfeksiyonu bulgusu gösteren kadınlarda serviks kanseri riskini daha yüksek bulunmuştur.
  • Diyetlerinde yeterince meyve ve sebze tüketmeyen kadınlar rahim ağzı kanseri için risk altında olabilirler.
  • Aşırı kilolu kadınlarda serviks adenokarsinoması gelişme riski daha yüksektir.
  • Ailede rahim ağzı kanser öyküsü bulunması diğer bir risk faktördür.

Rahim ağzı kanseri

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Korunma Yöntemleri Nelerdir?

Serviks kanseri neredeyse tamamen önlenebilir birkaç kanserden biridir. Cinsel yolla bulaşan insan papilloma virüsünden kaçınarak büyük oranda kanserden korunma sağlanabilir. Serviks kanserini oluşmadan önlemek için pap smear adı verilen tarama testi uygulanır. Bunun yanında insan papilloma virüsünü için koruyucu aşı da bulunur. Bunların dışında rahim ağzı kanser riskini artıran sigara kullanımından kaçınmak, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek ve aşırı kilolardan kurtulmak gibi kişisel önlemler de rahim ağzı kanserine yakalanma riskini azaltır.

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?

Doktorunuz rahim ağzı kanserinden şüphelenirse veya servikal tarama testinde anormal hücreler bulunursa ileri tanı için bir takım tetkikler isteyecektir.

Kolposkopi: Bu, doktorunuzun servikse daha yakından bakmasını olanaklı hale getiren bir alettir. Genellikle ağrılı değildir, ancak biyopsi alınması gerekirse ağrı hissedersiniz.

İğne Biyopsisi: Kanser hücrelerinin ve normal hücrelerin yer aldığı geçiş bölgesinden iğne ile biyopsi alınarak incelenmesi tanı koymak için gerekebilir.

Koni biyopsisi: Genel anestezi ile yapılan bu işlemde rahim ağzından küçük koni biçimli bir bölüm çıkarılarak, laboratuvarda incelenir.

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Rahim ağzı kanseri birden fazla yöntemle tedavi edilir: Loop electrosurgical procedure (LEEP), kriyoterapi, lazer ve konizasyon. Bu yöntemler hastalığın derecesine göre seçilip uygulanır.

Rahim ağzı kanseri tedavisinde kullanılan yöntemler:

LEEP: Rahim ağzı hücresel değişikliklerin tanı ve tedavisinde kullanılır. Elektriğin doku üzerindeki kesme ve kanamayı durdurucu etkisinden yararlanan bir yöntemdir.

Kriyoterapi: Hücrelerarası suyu kristalize ederek, rahim ağzının yüzey dokusunun zedelenmesi ve hücre ölümü ile sonuçlanan bir yöntemdir.

Lazer tedavisi: Yayılan kanserde tüm lezyonun görülebildiği ve rahim içi küretaj sonucu temiz olan her vakada kullanılabilir.

Konizasyon: Rahim ağzı hücresel değişiklik tedavisinde büyük rol oynayan, rahim ağzından koni şeklinde bir parçanın çıkarıldığı cerrahi yöntemdir.

İnfertilite (Kısırlık)

İnfertilite (Kısırlık) Nedir?

İnfertilite (kısırlık) olarak tanımlanan durum, 1 yıllık korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmamasıdır. Çiftlerin yaklaşık %15’inde görülen çocuk sahibi olamama sorununda, sadece erkeğe bağlı faktörler %20, hem erkek hem de kadına bağlı faktörler %30, sadece kadına bağlı faktörler %40 oranında görülmektedir. %10 çiftte ise açıklanamayan kısırlık durumu söz konusudur.  Böylelikle, çocuk sahibi olmakta zorluk yaşayan çiftlerin % 50-60’ında, erkekteki bir sorunun kısmen de olsa sebepler arasında yer aldığı söylenebilir. Erkekte kısırlıkla ilgili sorunlar, büyük bir çoğunlukla yapılan bir fizik muayene ve sperm tahlilinden anlaşılabilirse de, bazı durumlarda hormon analizi, ultrasonografi ve daha ileri özel genetik tetkikler gerekebilmektedir.

kısırlık

Erkeklerde kısırlık sebepleri nelerdir?

Kadın kaynaklı kısırlık sebepleri %45 oranında görülürken, erkek kaynaklı kısırlık sebepleri de %45 oranında görülmektedir. Geriye kalan %10’luk kısım ise açıklanamayan kısırlık olarak ifade edilir. Bu aşamada, yapılan muayene ve tetkiklere rağmen herhangi bir kısırlık sebebi saptanamaz. Erkek adaylarda kısırlık nedenleri genelde aşağıdaki sıralanabilir:

  • Aşırı sıcakta çalışmak veya bulunmak
  • Sürekli oturarak çalışmak
  • Sperm morfolojisi ile ilgili sorunlar
  • Sperm kanallarının doğuştan ya da sonradan tıkalı olması
  • Sperm sayısının az olması
  • Menide hiç sperm bulunamaması
  • Sperm kalitesinin az olması
  • Kimyasal maddeye maruz kalmak
  • Aşırı alkol ve sigara tüketimi

Kadında başlıca kısırlık (infertilite) sebepleri:

  • Yumurtlama (ovulasyon) düzensizlikleri
  • Tüplerin kapalı olması
  • Endometriozis
  • Hiperprolaktinemi (Süt hormonu yüksekliği)
  • Troid hormon bozuklukları (guatr, hipotroidi, hipertroidi)
  • Rahimde bulunan patolojiler (Endometrial ossifikasyon)
  • Antisperm antikorlar
  • Rahim ve yumurtalıklarla ilgili geçirilen ameliyatlar
  • Genital organlarla ilgili geçirilmiş enfeksiyonlar
  • İleri yaşa bağlı over rezerv azalması
  • Rahim ağzına bağlı nedenler, servikal faktör.

İnfertilite (kısırlık) konusunda etkili diğer faktörler:

  • Sigara
  • Obezite (Şişmanlık)
  • Servikal stenoz (rahim ağzının kapalı olması)
  • Vajinismus
  • Düzenli ve doğru cinsel ilişki olmaması
  • Rahim içerisinde yapışıklıklar olması (Asherman sendromu)
  • Luteal faz yetmezliği
  • Erken menopoz, erken over yetmezliği
  • Kemoterapi ve radyoterapi almış olmak

Kısırlık Testi Nasıl Yapılır?

Erkeklerde bu araştırma semen analizi ile yapılmaktadır. 3 ila 7günlük bir cinsel perhizi takiben alınan sperm örneği mikroskop altında incelenerek sperm sayısı, hareketliliği ve yapısı hakkında bilgi edinilmektedir. Gerektiği hallerde antisperm antikoru da testlere eklenebilir.

Kadınlarda yumurtlamanın varlığı adet kanamalarının düzeninden anlaşılabileceği gibi beklenen adetten 7 gün önce yapılacak kan testleri ile teyit edilebilir. Bazen hekiminiz yumurta gelişimini ve yumurtlamayı 1 ay boyunca yapacağı ultrason testleri ile gözlemek isteyebilir. Yumurta kalitesinin değerlendirilmesi için adetinizin 2 ila 5. günleri arasında FSH, LH, östrojen ve AMH düzeylerine kan testi ile bakılmaktadır.

Fallop tüplerinin açık ya da kapalı olması HSG olarak adlandırılan bir röntgen filmi ile kontrol edilebileceği gibi bazı durumlarda bu laparoskopi ile karın içinin teleskopik-kamera vasıtası ile görüntülenmesini de gerektirebilir.

Kısırlık Nasıl Tedavi Edilir?

Tüp bebek (In-vitro fertilizosyon) en çok bilinen fertilite tedavisidir ancak doğal yollardan gebe kalmakta zorluk çeken çiftlere önerilecek daha farklı tedavi yöntemleri de mevcuttur.

Hangi yöntemin önerileceği kararı yaşınız, daha önceden yaşanmış bir gebeliğinizin olup olmadığı, ne kadar süredir gebelik uğraşısı içinde olduğunuz gibi size özgü bilgilerin eşliğinde, tüplerinizin, yumurta kalitenizin ve eşinizin sperm değerlendirmesi sonrasında verilmektedir.

kısırlık

Fertilite İlaçları

Eğer fertilite problemi düzenli yumurtlamanın olmamasından kaynaklanıyor ise tablet ya da enjeksiyon şeklinde verilebilecek fertilite ilaçları sayesinde yumurta gelişimi sağlanabilmektedir.

Tablet formunda verilen tedavi vücudunuzdaki doğal fertilite mekanizmalarının daha etkin çalışmasını sağlarken enjeksiyon şeklinde verilen tedavi direk olarak yumurtalıkları uyararak yumurtlamayı gerçekleştirmektedir.

Yumurta sayısını artırmayı amaçlayan her fertilite tedavisinden sonra çoğul gebelik riski artmakta ve nadir de olsa ‘over hipersitimülasyonu’ olarak adlandırılan yumurtalıkların normalden fazla uyarılması durumu ile karşılaşılabilmektedir.

Aşılama Tedavisi (İnseminasyon)

Bu tedavi doğurganlığın en yüksek olduğu yumurtlama döneminde eşinizin spermlerinin basit bir yöntemle rahim içine yerleştirilmesi ile uygulanmaktadır. Bu yöntem tüplerin sağlıklı olduğu ve nedeni açıklanamayan fertilite problemlerinde önerilmektedir.

Eşinizin verdiği sperm örneğinden seçilen en hareketli ve fertilite şansı en yüksek spermler plastik bir tüp yardımı ile rahim ağzından geçilerek rahim içerisine bırakılmaktadır.

Tüp Bebek (IVF) Tedavisi

Düzenli adet gören kadınlar her ay tek bir yumurta oluşturmaktadırlar. Tüp bebek tedavisinde dışardan verilen hormon ilaçları ile bu sayıyı artırmak amaçlanır.

Her tedavi protokolü farklılıklar gösterse de temel olarak yumurta gelişimini sağlayan ve erken yumurtlamayı engelleyen iki paralel hormon tedavisi uygulanmaktadır.

Bu şekilde olgunluğa erişen yumurtalar çatlatma iğnesi olarak bilinen basit bir iğne aspirasyon yöntemi ile toplanmakta ve laboratuvar ortamında erkekten alınan spermler ile döllenmeleri sağlanmaktadır.

İnfertilite Tedavisinde Cerrahi Yöntemler

Tüp bebek tedavisi öncesi bazı cerrahi girişimler gebelik şansını artırmaktadır.

Endometriozis hastalığının tedavisi,

  • Rahim iç tabakasını düzensizleştiren miyomların, poliplerin çıkartılması,
  • Rahim içi yapışıklıkların açılması,
  • Tıkalı ve içerisinde sıvı birikerek genişlemiş fallop tüplerinin çıkartılması,
  • Polikistik over rahatsızlığı olan ve yumurtlaması baskılanmış kadınlarda yumurtalıklara verilen kontrollü ısı tedavisi
  • Sperm görülmeyen erkeklerde spermin testisten (TESE, TESA) ya da epididimis (MESA, PESE) den cerrahi olarak elde edilmesi

Laparoskopi

Laparoskopi ile karın alt bölgesinde açılan 3 – 5 mm’lik deliklerden içeri sokulan aletler ile rahim, yumurtalık ve tüpleri ilgilendiren hastalık veya sorunlar doğrudan gözlemlenebilir ve gerekli görülürse cerrahi girişim yapılabilir.

Laparoskopinin uygulandığı durumlar şunlardır:

  • Karın içi yapışıklıklar
  • Tüplerin açılması
  • Hasarlı tüplerin alınması
  • Miyom cerrahisi
  • Çikolata kisti cerrahisi

Histeroskopi

Histeroskop cihazı ile rahim içi görüntülenerek miyom, polip ve rahim içi perde ilgili sorunların teşhisi ve eş zamanlı müdahale ile tedavisi yapılabiliyor.

Histerektop cihazı ucunda kamera olan bir tüp şeklindedir ve rahim boyundan rahme doğru uzanarak rahim içi problemler tespit edilir. Doktorunuz gerekli görürse ufak bir doku örneği alabilir.

Histeroskopi incelemesinin yapıldığı durumlar şunlardır:

  • Rahim içi yapışıklıklar
  • Miyom/polip gibi kitlelerin çıkarılması
  • Rahim içi perde operasyonu
  • Rahimdeki şekil bozukluklarının düzeltilmesi
  • Rahim boşluğunun gözlenmesi

Rahim Sarkması

Rahim Sarkması Nedir?

Genital bölge organları, bulundukları yerde kendilerini sabit tutan bağlar nedeniyle sınırlı hareket yeteneğine sahiptirler. Yaş ilerlemesi, doğum sayısı sebeplerle bağlar işlevlerini kaybedebilirler. Bağların gevşemesiyle genital organların vajina içine sarkması olağandır.

Rahim Sarkması

Rahim Sarkmasının Nedenleri Nelerdir?

  • Çok sayıda doğum yapmak
  • Normal doğum yapmak
  • İri bebek doğurmak
  • İlerlemiş yaş
  • Şişmanlık
  • Ağır yük kaldırmak
  • Sürekli öksürmek
  • Kabızlık
  • Fazla ıkınma

Rahim Sarkması Belirtileri Nelerdir?

Belirtiler kişinin rahatsızlık derecesine göre değişebilmektedir. Yeni başlayan bir sarkma probleminde herhangi bir belirti görülmeyebilir. Başlıca belirtiler şunlardır:

  • İdrar ve gaz kaçırma
  • Sık idrara çıkma
  • Cinsel ilişki sırasında acı
  • Vajinadan bir parçanın sarkması
  • Kasık, bel ve sırt ağrısı
  • İdrar yaparken yanma
  • Cinsel isteksizlik
  • Kabızlık

Rahim Sarkması Tanısı

Rahim sarkması tanısı genelde pelvik muayene sırasında konur.

Şiddetli idrar kaçırılması durumunda, mesanenin ne kadar iyi çalıştığını ölçmek için test (ürodinamik test) uygulanması gerekebilir.

Rahim Sarkması Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi uterus prolapsusunun şiddetine bağlıdır. Doktorunuz önerebilir:

Eğer rahim sarkması belirtileriniz az ya da hiç yoksa basit kişisel bakım önlemleri rahatlama sağlayabilir veya kötüleşmeyi önleyebilir. Kişisel bakım önlemleri arasında pelvik kaslarınızı güçlendirmek, kilo vermek ve kabızlığı tedavi etmek için Kegel egzersizlerinin yapılması yer alır.

Vajinal bir peser, şişkin dokuları desteklemek için vajina içine yerleştirilmiş plastik veya kauçuk bir halkadır. Temizlik için düzenli olarak çıkarılmalıdır. Fakat vajinal peserler ileri rahim sarkmalarında küçük bir kullanım alanına sahiptir.

Rahim sarkmasının şiddetli olduğu durumlarda, doktorunuz ameliyat önerebilir. Minimal invaziv (laparoskopik) veya vajinal cerrahi bir seçenek olabilir.

Cerrahi Şunları İçerebilir:

Bu ameliyat genellikle vajina yoluyla, bazen de karnın içinden geçer. Cerrah, pelvik organlarınızı desteklemek için zayıflalamış pelvik taban yapılarına kendi dokunuzu, donör dokunuzu veya sentetik bir materyali yerleştirebilir.

Rahimin Çıkarılması (Histerektomi)

Rahim sarkması şiddetli ise histerektomi önerilebilir. Ancak histerektomi büyük bir ameliyattır ve son zamanlardaki araştırmalar, kalp ve kan damarı (kardiyovasküler) hastalıklar ve bazı metabolik rahatsızlıkların artması gibi uzun süreli sağlık risklerini ortaya çıkarmaktadır.

Rahim Sarkmasını Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?

Bu problemi önlemek için pek yöntem yoktur diyebiliriz. Yalnızca risk faktörlerini ortadan kaldırabilirsiniz. Ağır iş yapmamak, dengeli beslenip fazla kilo almamak buna bir örnek olabilir. Sürekli egzersiz yapmalı ve doktor kontrollerinizi devamlı hale getirmelisiniz.

Pelvik Ağrısı

Pelvik Ağrısı Nedir?

Pelvik ağrı, kronik ağrı olarak bilinmektedir.Genellikle karın bölgesinde hissedilir ve kas kasılması ile kramp tarzı kronik ağrılar ile kendini gösterebilir. Pelvik ağrı sıklıkla sırtınızın altına ve kalça bölgesine kadar yayılabilir. Böyle durumlarda pelvik ağrısı, ciddi sorunlara yol açabilir.

Pelvik ağrısı

Pelvik Ağrının Belirtileri Nelerdir?

  • Pelvik ağrı, genelde ani başlangıçlı, yoğun ve kısa süreli ağrılardır.
  • Ağrı ile birlikte bulantı, kusma, terleme ve ateş gibi belirtiler görülür.
  • Ağrının 6 ay ya da daha uzun sürmesi, uykusuzluk yapabilir.
  • Kabızlık, iştah azalması
  • Baş dönmesi ve dismenorenin belirtileri görülebilir

Pelvik Ağrının Sebepleri Nelerdir?

  • Erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen pelvik ağrının kaynağı
  • genellikle alt sindirim borusu, üreteme sistemi, boşaltım sistemi, sinir sistemi veya
  • kas-iskelet sistemidir.
  • Jinekolojik nedenli pelvik ağrılarının bir kısmı rahim dışı nedenlere bağlı olabilir.
  • Çoğu ağrının nedeni psikolojiktir.
  • Üreme ile ilgili sebepleri ise gebeliklerde düşük, dış gebelik oluşması, pelvik infanatuar rahatsızlıklar, yumurtalık kistleri, erken doğum şeklinde sıralanabilir.
  • Kadınlarda yaşanan kronik pelvik ağrılarının üreme organları ile ilgili nedenleriyse;
  • Şiddetli adet dönemi ağrıları
  • Adenomiyoz (rahim kalınlaşması)
  • Endometriyozis
  • Yumurtlama döneminde yaşanan ağrılar (mittelschmerz)
  • Yumurtalık kanserleri
  • Rahim fibroidleri (rahimde gelişen kanserli olmayan tümörler)

Pelvik Ağrı Nasıl Geçirilir?

Başlangıç olarak pelvik ağrının gerçek sebebi bulunmalı, gerekiyorsa laparoskopi muayenesi olunmalıdır. Enfeksiyon ile ilgili ya da kitle araştırmalar yapılabilir. Ultrasonla karın görüntülenerek röntgen çekilebilir, gerekiyorsa tomografi çekilebilir. İlaç tedavisi olarak analjezikler, kas gevşetici antidepresan ilaçlar önerilebilir.

Rahim Duvarı Kalınlaşması

Rahim Duvarı Kalınlaşması Nedir?

Adet başlangıcıyla beraber fizyolojik olarak her sağlıklı kadın östrojen hormonu salgılar ve bu çoğalma yumurtlama döneminde ortaya çıkan ve progesteron hormonu ile birleşerek rahim duvarı kalınlaşmasını önleyen bir yapıya dönüşür.

Tıp dilinde “endometrium hiperplazisi” olarak adlandırılan rahim duvarı, her ay adet döneminde kanama ile birlikte dışarı atılan bir dokudur. Rahim kalınlaşması ise bu hormonların normal işlemeyişinde ortaya çıkan ve rahim iç tabakasını normalden daha fazla kalınlaşmasına sebep olan bir durumdur.

Rahim duvarı kalınlaşma

Rahim Duvarı Kalınlaşması Kansere Neden Olur Mu?

Bazı durumlarda östrojen ve progesteron hormonları arasındaki denge bozulur aşırı kalınlaşma oluşur. Kanser kontrolsüz hücre bölünmesi olan dokulardan geliştiğinden iç duvardaki bu kalınlaşma kansere zemin hazırlar.

Kimlerde bu risk daha fazla görülür?

  • Menopoz öncesi dönemde olanlar (40 yaş üzeri)
  • Adetler arası periyotları uzun olanlar
  • Obezite
  • Şeker hastalığı
  • Polikistik over sendromu
  • Östrojen içeren ilaçların kullanımı

Rahim Duvarı Kalınlaşması Belirtileri

Rahim duvarı kalınlaşmasının en bariz belirtisi anormal adet kanamalarıdır.

Aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Adet kanamalarının normalden daha ağır geçmesi veya uzun sürmesi
  • İki adet arasının 21 günden daha kısa olması
  • İki adet arasında kanama olması veya kahverengi lekelenme
  • Menopoz sonrasında kanama
  • Ateş basmaları, aşırı terleme, nabız yükselmesi
  • Vajina kuruluğu, vajinada aşırı hassasiyet, cinsel ilişkide ağrı
  • Vücut kıllarında artış

Rahim Duvarı Kalınlaşması Neden Olur?

Adet sonrasında kadını hamileliğe hazırlayan östrojen hormonu, rahim yüzeyinin kalınlaşmasını sağlar. Bir süre sonra üretilmeye başlayan progesteron hormonu ise karşı etki göstererek denge sağlar. Rahim duvarı kalınlaşmasının temel nedeni östrojen etkisinin azaltılamaması ve bu dengenin bozulmasıdır.

Rahim duvarı kalınlaşma

1) Menopoz

Menopozla birlikte yumurta üretimi durur, progesteron hormonu artık üretilmemeye başlar. Östrojen seviyesinde ise ciddi bir düşüş yaşansa bile rahim kalınlaşmasına itecek etki devam edebilir. Bu durum menopoz öncesi dönemde de geçerli olabilir.

2) Östrojen İlaçları

Progesteron takviyeleri ile desteklenmemiş östrojen tedavileri ve takviyeleri rahim duvarında kalınlaşmaya neden olabilir. Bu durum özellikle menopoz sonrasında düşen östrojen seviyesini artırmak için uygulanan tedavilerde daha sık ortaya çıkmaktadır.

3) Bazı Hastalıklar

Aşağıdaki hastalıkların neden olabileceği hormon dengesizlikleri rahim duvarının kalınlaşması ile sonuçlanabilir:

  • Polikistik over sendromu
  • Şeker hastalığı
  • Safra kesesi sorunları
  • Tiroid sorunları
  • Nadiren, östrojen üreten yumurtalık tümörleri

4) Risk Faktörleri

Aşağıdaki etkenler rahim kalınlaşmasının ortaya çıkma riskini artırabilir:

  • 35 yaş üzeri olmak
  • Hiç hamile kalmamış olmak
  • Menopoz yaşlarına ilerlemiş olmak
  • İlk adetin görülme yaşının düşük olması
  • Aşırı kilolu olmak
  • Sigara içmek
  • Aile bireylerinin birinde yumurtalık, kolon veya rahim kanseri görülmüş olması

Tanı Nasıl Konur?

Ultrasonografi

Doktorunuz size vajinal ultrason önerebilir. Ultrasonla uterus duvar kalınlığı milimetrik olarak ölçülür.

Biyopsi

Rahim içinden ince dar bir tüp yardımı ile hücre alınması işlemidir. Alınan hücreler patoloji bölümünde mikroskop altında incelenir.

Dilatasyon ve Küretaj

Bu işlem için önce rahim ağzı genişletilir ve küret olarak adlandırılan özel bir aletle rahim duvarından örnek doku alınır. Alınan doku patoloji bölümünde mikroskop altında incelenir.

Histeroskopi

Işıklı ince boru şeklinde bir aletle rahim içine girilir ve şüpheli alanlardan görerek örnek alınır ve patolojiye gönderilir. Bu işlem sırasında dilatasyon ve küretajda yapılır.

Yumurtalık (Over) Kanseri

Yumurtalık (Over) Kanseri Nedir?

Büyük çoğunluğu menopoz sonrası dönemde görülen yumurtalık kanseri, uygun tedaviler ile erken dönemde yüzde 80-90 iyileşirken, ileri dönemde bu oran, yüzde 40-50 civarına düşüyor.

Yumurtalık dokusunda, pek çok değişik hücre bulunuyor. Yumurtalığın ana yapısını oluşturan epitelyum hücrelerinde ya da embriyonik döneme ait hücrelerde meydana gelen kontrolsüz bölünme ve çoğalma sonucunda tümör oluşuyor. En sık, epitelyum hücrelerden kaynaklanan tümörlerle ortaya çıkıyor.

Menopoz sonrası yumurtalık kanseri teşhisi konan kişilerin yüzde 80’inde epitelyum dokuda oluşan tümörler saptanırken, 20 yaşın altında tespit edilen kişilerin ise, yüzde 60’ında embriyonik döneme ait tümörler saptanıyor.

Yumurtalık kanseri

Yumurtalık Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Erken evre yumurtalık kanseri nadiren herhangi bir semptoma sebep olur. İleri evre yumurtalık kanseri daha yaygın olan iyi huylu durumlarda görülen az sayıda ve spesifik olmayan semptomlara sebep olduğundan iyi huylu bu durumlarla karıştırılabilir.

Yumurtalık kanserinin bulguları ve belirtileri aşağıdakileri içerebilir:

  • Karın şişkinliği veya şişliği
  • Yemek yerken çabuk doyma hissi
  • Kilo kaybı
  • Pelvis bölgesinde rahatsızlık
  • Bağırsak hareketlerinde kabızlık gibi değişiklikler
  • Sık idrara çıkma ihtiyacı

Yumurtalık Kanserinin Evreleri Nelerdir?

Yumurtalık kanseri, yumurtalığın yapısındaki ana hücreler olan epitelyum hücrelerinin ve embriyonik döneme ait diğer hücrelerin aşırı derecede bölünmesi sonucu oluşan bir hastalıktır. Eğer hastalık menopoz sonrasında meydana gelmişse bozulma ana hücrelerde olmuştur. Yirmi yaşın altında olmuşsa bozulma daha çok embriyonik hücrelerde meydana gelmiştir. Yumurtalık kanseri evreleri tespit edilirken hastalığın ne kadar ilerlediği ve diğer organlara sıçrayıp sıçramadığı belirlenir. Yumurtalık kanseri tanısının hangi evrede konulduğu çok önemlidir. Hastalığın ilerlemesi ya da iyileşmesi tamamen buna bağlıdır.

Yumurtalık kanseri

Yumurtalık Kanseri Evreleri;

1.Evre: İlk evrede yumurtalık kanseri yumurtalıkların sadece birinde ya da her ikisinde görülebilir. Ancak henüz başka bir organa yayılmamıştır. İlk evre de kendi arasında üçe ayrılır. İlk evrenin başlangıcında yumurtalık kanseri sadece bir yumurtalık içerisindedir. İlk evrenin ikinci aşamasında, yumurtalık kanseri her iki yumurtalığa sıçramıştır, ancak başka bir yere yayılmamıştır. Daha sonraki aşamada ise kanser yumurtalık sınırını geçmiştir. Yumurtalık üstündeki bir kist patlamış olabilir ve yumurtalık dışındaki bir yerde de kanser hücresi tespit edilebilir.

2.Evre: Yumurtalık kanserinin ikinci evresinde kanser leğen kemiğimiz içerisindeki diğer organlara yayılmış olabilir. İkinci evrenin de üç aşaması vardır. Bu aşamaların ilkinde kanser rahme ve tüplere sıçramıştır. İkinci evrenin ikinci aşamasında ise mesane ya da kalın bağırsakta da kanser hücresi görülebilir. Bu evrenin son aşamasında artık kanser yumurtalık sınırını aşmış ilk iki aşamadan herhangi birisi gerçekleşmiştir. Ayrıca karın sıvısı içerisinde de kanser hücresi görülebilir.

3.Evre: Üçüncü evrede kanser, karın içine yayılmış ve lenf bezlerini tutmuştur. Bu evrenin ilk aşamasında kanser hücreleri çok küçük oranda karın içinde gözlemlenebilir. İkinci aşamada biraz daha büyüyen kanser hücreleri, üçüncü aşamada iki santimi geçmiş olarak saptanır.

4.Evre: Yumurtalık kanserinin son aşaması olan dördüncü evresinde ise kanserli hücreler çok daha uzak organlara da sıçrar. Karaciğer ya da akciğerde de kanser hücresi görülebilir.

Tanı

Over kanserinin tespiti için geçerli bir tarama yöntemi bulunmamaktadır ve semptomlar genellikle

dikkat çekici değildir. Over kanseri tanısı için bazı over kanserlerinde üretilen bir protein olan

CA 125’in bakıldığı kan testleri ve ultrason veya tomografi gibi görüntüleme yöntemlerini içeren

bir seri tanısal test yapılabilir.

Tedavisi nasıl yapılır?

Yumurtalık kanseri tedavisi genellikle cerrahi müdahale ve kemoterapi kombinasyonunu içerir.

Cerrahi Müdahale

Tedavi genellikle her iki yumurtalığın, fallopi tüplerinin, rahimin alınmasının yanı sıra yumurtalık kanserinin sıklıkla yayıldığı yakın lenf düğümleri ve yağlı karın dokusunun katlantısının (omentum) alınmasını içerir.

Yumurtalık kanseriniz çok erken bir aşamada teşhis edildiyse daha az kapsamlı cerrahi mümkün olabilir. Evre I yumurtalık kanseri olan kadınlar için ameliyat bir yumurtalığın ve alınan yumurtalığın fallopi tüpünün alınmasını içerebilir. Bu işlem çocuk sahibi olma yeteneğini koruyabilir.

Kemoterapi

Ameliyat sonrasında büyük olasılıkla kalan kanser hücrelerini öldürmek için kemoterapi tedavisi göreceksiniz. Kemoterapi ilaçları bir damara veya doğrudan karın boşluğuna veya her ikisine birden enjekte edilebilir.

Kemoterapi ilerlemiş yumurtalık kanseri olan bazı kadınlarda başlangıç tedavisi olarak kullanılabilir.

Doğum

sezaryen doğum

Normal Doğum

Doğum, kadın bedenindeki doğal bir süreç olmakla birlikte, her kadının doğumu benzersiz ve özel bir olaydır. Aynı annenin 2. ve 3. doğumları arasında bile fark olabilmektedir. Bazı doğumlar, bir iki saat içerisinde gerçekleşirken bazı doğumlar annenin fiziksel ve duygusal durumunu zorlayabilmektedir. Doğum gerçekleşinceye kadar doğumunuzun ne kadar süreceğini ve nasıl geçeceğini tam olarak bilemeseniz de normal doğumun süreçlerini bilerek kendinizi daha hazır hissedebilirsiniz.

Normal doğum

Normal Doğum Nasıl Olur?

Normal doğumun 3 evresi vardır. İlk düzenli kasılmaların başlamasından, tam dilatasyona kadar geçen süre; birinci evre, tam dilatasyondan, bebeğin doğmasına kadar geçen süre 2. evre ve plasentanın ayrılması ile sonlanan süre 3. evre olarak adlandırılır.

Normal Doğum Nasıl Yapılır?

Birinci evre:

Rahim ağzı, doğum sancılarının 8-10 dakikada bir düzenli bir şekilde gelmesiyle açılmaya başlar. Rahim ağzını kapatan mukus tıkaç hafif kanlı bir şekilde atılır. Doğumun birinci evresi, doğumun en uzun süren evresidir. Yaklaşık tüm doğum süresinin %85-90’ı birinci evrede geçer. Hastanın bu evrede kendini yormaması gerekir.

Bu evrede sizi rahatlatan birtakım aktiviteler yapabilirsiniz. Bunlar kısaca;

  • Hafif bir yürüyüş yapmak
  • Ilık bir duş almak
  • Rahatlatıcı bir müzik dinlemek
  • Doğum eğitimlerinde öğretilen rahatlatıcı nefes tekniklerini uygulamak
  • Pozisyon değiştirmek

Rahim ağzı, yaklaşık 6-7 cm açılıp, bebeğin başı doğum kanalı girişine tam baskı yapınca su kesesi açılır. Su kesesi açıldıktan sonra rahimdeki gerginliğin azalmasına bağlı olarak ağrıların şiddeti biraz azalır ancak sonra tekrar artar.

İkinci Evre:

Rahim ağzı tam açıldığında artık doğum başlamıştır. Bu evrede, sancılar artmıştır ve artık en üst seviyesindedir. Sancılar 2-3 dakika arayla gelip 60-70 saniye devam eder. Bu evrede anne adayında ağrılarla birlikte irade dışı bir ıkınma hissi de başlar. Bu devre, ilk çocuğunu doğuranlar için yaklaşık bir saat kadar, ikinci veya üçüncü çocuğunu doğuranlarda yarım saat kadar sürer. Bu sürenin uzamaması bebeğin sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle bebek kalp atışları sık sık dinlenir.

Üçüncü Evre:

Bu evrede anne adayı artık rahatlamıştır ve bebeğini kucağına almıştır. Bazı hastaneler bu evrede annenin emzirmesine izin verir. Annenin dikkati, artık bebeğine kaymış durumdadır fakat bu evrede birçok olay gerçekleşmeye devam etmektedir. Bebeğin anne ile bütün bağlantısını sağlayan plasenta, hala anne karnındadır.

Plasentanın ayrılma belirtileri görüldükten sonra, üstten rahime masaj yapılarak plasenta çıkartılır. Bu evre yarım saati geçmez. Plasenta çıkarken, son bir kere ıkınmanız gerekebilir. Plasenta çıktıktan sonra, vajina ve vajina girişi kontrol edilir, herhangi bir yırtık oluşmuşsa dikilir. Doktor tarafından plasentanın tek parça çıkıp çıkmadığı da kontrol edilir. Hastanın kanaması kontrol edilerek doğum tamamlanmış olur.

Normal Doğum Belirtileri

Normal doğumun birçok belirtisi vardır. Anne adayında bu belirtilerin hepsi gözlenmez. Örneğin nişan gibi bazı belirtiler hiç fark edilmeyebilir ya da ortaya çıkmayabilir.

Normal doğum belirtileri; nişan denilen kanlı akıntı, düzenli kasılmalar, suyun gelmesi, sırt ağrısı, hafifleme hissi, enerjik ve mutlu hissetme, sık sık idrara çıkma ihtiyacı olarak sıralanabilir.

  • Nişan (kanlı akıntı): Bebeği anne karnında enfeksiyonlardan korumak amacıyla, rahim ağzında mukustan bir tıkaç vardır. Bebeğin aşağı inmesi ve doğumun yaklaşması ile birlikte, bu tıkaç bir miktar kanla birlikte atılır.
  • Düzenli kasılmalar: Düzenli kasılmalar, doğumun başladığının en güvenilir habercisidir. Gerçek doğum sancıları ve yalancı doğum sancıları arasındaki farkı anlamak için pozisyon değiştirebilirsiniz. Eğer sancılar kaybolmuyorsa ya da kasılmalar daha sık ve daha şiddetli olmaya başladıysa bu, gerçek doğum sancısıdır.
  • Suyun gelmesi: Bebek anne karnında amniyon sıvısı denen bir sıvı ile dolu kesenin içerisinde bulunur. Kesenin zarı sancılarla birlikte yırtıldığında amniyon sıvısı akar. Bu olay, suyun gelmesi olarak adlandırılır. Suyunuz gelmişse fakat hiçbir diğer belirtiyi göstermiyorsanız bile muhakkak en kısa sürede hastanenize başvurmalısınız.
  • Sırt ağrısı: Doğum için kasılmaya ve gerilmeye başlayan kaslarınız sırt kaslarınıza da etki edebilir. Bu nedenle bazen bazı gebelerde doğum sancısından önce sırt ağrısı belirgin bir şekilde gözlenebilir.
  • Hafifleme hissi: Bebeğin başının doğum kanalına oturması ile birlikte annenin göbeği daha aşağıda gözlenir. Aşağıya inen bebek artık akciğerlere eskisi kadar baskı yapmadığı için annede bir hafifleme hissi doğar.
  • Sık sık idrara çıkılması: Yine bebeğin aşağıya inmesi sonucu idrar kesesi iyice sıkışacağından dolayı annede idrara çıkma isteği daha da artacaktır.
  • Enerjik ve mutlu hissetme: Bazı anneler doğumun başlamasına çok az bir süre kala kendilerini enerjik ve mutlu hisseder.

Normal Doğum Kaçıncı Hafta Olur?

Normal doğum, hamileliğin 38.- 40. haftaları arasında gerçekleşir. 37. hafta öncesindeki doğumlar erken doğum, 42. hafta sonrası doğumlar ise geç doğum olarak adlandırılır. Yukarıda sıralanan bazı doğum belirtileri, bebeğin gelmesinden 4 hafta öncesinde bile ortaya çıkabilir. Normal doğumun ne zaman başladığına en iyi hekim karar verir.

Normal Doğum Faydaları

  • Anne adayının ve bebeğin sağlığını riske atmadan sağlıklı bir şekilde doğumunu gerçekleştirmesine neden olur. İsminden de belli olduğu gibi her şey doğaldır.
  • Günümüzde sıklıkla tercih edilen sezaryen, aslında normal doğumun yerine seçilebilecek bir yöntem değildir. Sezaryen doğum, normal şartlar altında yapılmasının tehlikeli olduğu durumlarda başvurulduğu yöntemdir.
  • Normal doğum yönteminde ameliyat uygulanmayacağı için anesteziye ihtiyaç duyulmayacaktır.
  • Normal doğum yapacak olan anne adaylarının bebek dünyaya geldikten sonra kanama ve enfeksiyona yakalanma gibi riskleri yok denecek kadar aza inecektir.
  • Hastanede kalma süresi azalacaktır, hızlı bir şekilde toparlanarak evlerine gidebilirler.
  • Anestezi almayacağı için bilinci açık olan anneler, bebeklerini daha rahat ve sorunsuz bir şekilde emzirebilir.
  • Yapılan çalışmalara göre, normal doğum ile dünyaya gelecek olan bebekler doğum kanalından geçerek bazı faydalı bakteriler ile karşılaşacağı ve bununda bağışıklık sistemini güçlendireceği görülmüştür.

Normal Doğumun Bebek İçin Faydalarını Şu Şekilde Sıralayabiliriz:

  • Bebek, normal doğum sırasında doğum kanalına girdiğinde, bakteriler ile ilk tanışmasını yaşar. Bu tanışmanın bebeğin bağışıklık sisteminde çok önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir.
  • Normal doğum sonrasında anne ile bebek daha hızlı buluşurlar, bu da ilk bağlanma için önemlidir.
  • Normal doğum sonrasında anneden daha hızlı süt geldiği için normal doğumla doğan bebekler daha hızlı beslenebilirler.

Sezaryen Doğum

Sezaryen Doğum Nedir?

Vajinal doğumun çeşitli sebeplerle gerçekleşmemesi durumunda karın bölgesinden açılan bir kesi aracılığı ile bebeğin ameliyatla dünyaya getirilme işlemine sezaryen doğum denir. Sezaryen doğum olarak da sıkça tabir edilen bu doğum yöntemi genellikle 1 saati geçmez. Şimdi sezaryen doğum hakkında tüm merak ettiklerinizi mercek altına alalım.

Cerrahi bir operasyon aracılığı ile karın bölgesinde açılan bir kesikten anne karnındaki bebeğin doğum ameliyatıdır. Normal şartlarda yarım saat ile kırk beş dakika arasında sürmekte olan sezaryen doğum, küçük aksaklıklar ile karşılaşıldığında bir saat kadar uzayabilir. Normal doğumdan farklı olarak sezaryende normal doğum sırasında kullanılan anestezinin iki katı kadar yoğun anestezi kullanılır.

sezaryen doğum

Daha önce planı yapılmış olan bir sezaryen doğum, hamileliğin 34. haftası ve sonrasında yapılır. 34. haftadan önce bebeklerin akciğerlerinin gelişimi tam anlamıyla tamamlanamamıştır. Bu sebeple sezaryen doğumun 34. haftadan önce yapılması uygun değildir. 34. haftadan önce yapılan sezaryenlerde doğan bebeğin yaşamama ihtimali çok yüksektir.

Neden Sezaryeni Tercih Ederiz?

  • Bebeğin büyük olması ve doğum sırasında servikse zarar verebilme olasılığı
  • Bebeğin doğum için ideal pozisyonda olmadığının kabul edilmesi
  • Normal doğumda güçlük veya komplikasyon yaratabilecek bir tıbbi durumun olması
  • Önceki doğumlara bakarak bu doğumun zor olacağı kuşkusu veya endişesi
  • Kişisel tercih – doğum tarihini belirlemek veya doğum izni açısından uygun olan bir zamanda doğum yapmak isteyen bazı kadınların sezaryen yoluyla doğum yapmayı tercih etmesi
  • Normal doğum ağrısından ve doğumun vajinada neden olabileceği zarardan kaçınmak
  • Üçüz, dördüz veya daha çok sayıda bebek beklemek.

Sezaryen bir cerrahi işlemdir ve lokal, genel veya epidural anestezi altında yapılır ve tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi anne ve bebek için bazı riskler taşır. Bu risklerden bazıları aşağıda belirtilmiştir:

  • Anesteziden kaynaklanan riskler ve anesteziye karşı gelişen olası alerjik reaksiyonlar
  • Tarihlerin yanlış olması hâlinde bebeğin planlanmamış erken doğum durumunu ve bunun bebeğin solunum problemiyle karşılaşma riskini arttırması.
  • Bebeğin akciğerlerinde sıvı tutulması şeklinde tanımlanan solunumsal distres sendromu (doğal doğum bebek hala rahmin içindeyken akciğerlerini dolduran bu sıvıyı dışarı atar. Sezaryen doğumda ise bu sıvının bir kısmı akciğerde kalabilir)

Sezaryen Türleri

Epidural Sezaryen

Epidural Sezaryen

Sezaryen ameliyatı ile doğan çocuklar anne rahminden normal yolla değil, ameliyatla uterustan alınır. Sezaryen doğum genellikle normal doğumun annenin ve bebeğin sağlığının tehlikeye sokacağı durumlarda tercih edilir. Tehlike riskinin değerlendirilmesi konusundaki tartışmalar devam etmektedir.

Sezaryen ameliyatı genelde epidural anestezi (veya spinal blok) altında gerçekleştirilir. Epidural sezaryende doğum esnasında annenin şuuru açıktır. Anne ameliyatın ağrısını hissetmez. Fakat bazı durumlarda anestezist genel anestezi kullanmayı tercih edebilir.

Gelişen teknolojiyle birlikte sezaryen doğum oldukça güvenli kabul edilmektedir. Ama uzmanlar, sezaryen doğumun normal doğumdan daha az güvenli olduğunu söylüyor.

Elektif Sezaryen

Normal doğum bazen anne ve bebek için risk oluşturabilir. Böyle durumlarda doktorlar anneye sezaryen doğum önerebilmektedir. Hamilelik sırasında yapılan ultrason taramaları, planlanan bir sezaryen doğum için gerekli nedenleri ortaya koyabilir. Bu nedenlerle birlikte ameliyat, annenin doğum sancıları başlamadan önce planlanabilir. Önceden planlanan bu ameliyata “Elektif Sezaryen” denir.

Elektif Sezaryeni Hangi Durumlarda Tercih Edebiliriz?

  • Eğer bebekte bilinen yüksek riskli bir durum varsa ve hemen doğması gerekiyorsa,
  • Eğer annede bilinen yüksek riskli bir durum varsa (pre-eklampsi veya plasenta prevya) veya HIV+, Hepatit veya genital herpes gibi doğum esnasında bebeğe bulaşabilecek bir hastalık taşıyorsa,
  • Eğer bebek ters geliyorsa (ayaklar önde) veya transvers durumdaysa (yanlamasına) ve leğen kemiğine döndürülemeyecek kadar derin girmişse,
  • Üçüz veya daha fazla bebek sayısı (ve genelde ikizlerde) varsa,
  • Eğer anne daha önceden sezaryen doğum yapmışsa veya rahim ameliyatı geçirmişse elektif sezaryen uygulanması önerilir.

Acil Sezaryen

Normal doğum sırasında bazen her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir. Komplikasyonlar oluşabilir ya da doktor anne veya bebekte risk görebilir. Bu riski azaltmak için aniden sezaryen doğuma kadar verilebilir. Buna “Acil Sezaryen” denir.

Hangi durumlarda acil sezaryene karar verilir?

  • Eğer bebek doğum esnasında sıkıntıya girerse ve hızlı olarak doğması gerekiyorsa,
  • Eğer annenin sağlığı doğum esnasında kötüleşirse (örneğin ani kan basıncı yükselmesi, yorgunluk, preeklampsi veya diğer nedenler),
  • Çok nadir, fakat son derece ciddi problemlerden olan kordon sarkması (umbilikal kordonunun sıkıştırdığı bebeğe oksijen gitmemesi durumunda) veya uterus ruptüründe gibi durumlar varsa (bunu bu kadar tıbbi değil de, daha anlaşılır ve halk dilinde yazabilir miyiz?
  • Doğum esnasında bebeğin doğumu zorlaştıracak veya tehlikeli kılacak bir pozisyonda rahme girmesi durumunda
  • İlerleme göstermeyen çok uzun süreli hamilelik durumu varsa normal doğum acil olarak sezaryene dönüşebilir.

Suda Doğum

Suda Doğum

Suda Doğum Nedir?

Doğum için özel olarak tasarlanmış bir doğum havuzunda ya da küvette, suyun içinde gerçekleşen doğumlara suda doğum denir. Yalnızca bebeğin doğduğu an suyun içinde olmak için değil, doğum sürecinde kasılmaları daha rahat karşılamak için suyun rahatlatıcı etkisinden faydalanmayı da amaçlar.

Suda Doğum Nasıl Olur?

Doğum başladıktan sonra doğum havuzu ya da küvet ılık ve temiz su ile doldurulur. Soğudukça suya sıcak su ilave ederek ortamın ısıtılması gerekebilir. Kasılmalar sırasında suyun içinde rahatlayan anne adayı, dilerse bebeğin çıkış anında da suda kalarak çıkış aşamasını kolaylaştırabilir.

Suda Doğumun Faydaları

  • Araştırmalar, suda doğum yapan annelerin doğumda yapılan medikal müdahalelere (sunci sancı, epidural, epizyotomi gibi) daha az ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.
  • Ilık suyun içinde olmak, tensel bir rahatlama sağlayarak oksitosin hormonu salgılanmasını artırıyor. Doğum sırasında yeterince oksitosin salgılanabildiğinde, kasılmalar daha düzenli oluyor ve doğum süresi kısalabiliyor. Daha pozitif, daha sakin bir doğum deneyimi mümkün olabiliyor.
  • Ilık suyun diğer bir etkisi de, kasları ve dokuları yumuşatarak ağrı ve gerginlik hissini azaltıyor olması. Özellikle karın ve kasık bölgesindeki kasların yumuşaması ile doğum kolaylaşabiliyor.
  • Suda olmak, psikolojik olarak da güven hissi veriyor ve kendini daha güvende hisseden anne adayları, doğum sırasında daha rahat, özgür ve güçlü de hissedebiliyorlar.
  • 9 ay boyunca su dolu bir ortamda gelişen bebek, ılık suyun içine doğduğunda daha yumuşak bir geçiş yaşayabiliyor. Gözlemlendiği kadarıyla, suda doğan bebeklerin diğer bebeklere göre biraz daha sakin olduğu ifade ediliyor.

Suda Doğum İçin Yerine Getirilmesi Gereken Şartlar Nelerdir?

  • Ailenin doğum öncesinde profesyonel bir hazırlık eğitimi alması şarttır. Suda doğum doğal bir doğumdur. Aile panik olmamalı huzurlu bir ortam sağlanmalıdır.
  • Suyun içinde anne ile sağlık personeli arasında tam bir iletişim ve güven kurulmalıdır.
  • Anne suda doğum için uygun bir aday olmalıdır. Riskli gebelikler suda doğum için uygun değildir.
  • Aileye destek olacak profesyonel kişilerin doğal doğum konusunda eğitimli ve istekli olmaları gerekir.
  • Hastanenin acil durumlar için yeterli personel ve eğitimi olmalıdır.

Hangi Durumlarda Suda Doğum Risklidir?

Gerekli ortam sağlandığında suda doğum riski her doğumda olan risklerden fazla değildir. Ayrıca suyun her iki bireyi sakinleştirmesiyle doğum süreci normalden daha kolay gerçekleşir.

  • Bebek ters geliyorsa suda doğum riskli olabilir.
  • Bebek fazla büyük ise suda doğum riskli olabilir.
  • Annede şeker hastalığı varsa suda doğum önerilmez.
  • Anne ikiz yada daha fazla bebeğe doğum yapacaksa suda doğum riskli olabilir.
  • Doğum yapılacak küvet ya da havuzun ısısı ve dezenfektesi iyi ayarlanamazsa suda doğum riskli olabilir.
  • Suya annenin dışkısı bulaşmışsa eğer bu dışkılardaki mikroplar bebeğe bulaşabilir.
  • Suda doğum, doğum kanalının doğum sırasında açık olmasından dolayı enfeksiyon risklerini de beraberinde getirir.
  • Suda doğum, epiduralin sağladığı derecede acısız bir doğum vaad etmez.
  • Annenin kilo fazlası varsa suda doğum riskli olabilir.
  • Erken doğumda suda doğum önerilmez.

Epidural Doğum

Epidural Birth

Epidural Doğum Nedir?

Epidural doğumda doğum öncesinde anne adayının bel kısmından özel bir iğne ile girilerek omuriliğe takılan bir kateterden anestezik madde verilir. Bu uygulamanın amacı belden aşağısının uyuşturularak ağrının hissedilmesinin engellenmesidir. Diğer adları ağrısız doğum ve epidural analjezidir.

Ağrısız doğum normal doğum için kullanılan bir yöntemdir. Ancak bu yöntemle başlanan normal doğumun herhangi bir nedenle gerçekleşemediği durumlarda belden takılan epidural kateterden verilen ilaç dozu ve konsantrasyonu artırılarak sezaryen doğum da gerçekleştirilebilir.

Epidural Doğum Nasıl Gerçekleştirilir?

Epidural yöntem, rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra rahim ağzı yaklaşık % 60-70 incelip, açıklığı 4 cm’ye ulaşınca yani sancılar anneyi ciddi olarak rahatsız etmeye başlayınca uygulanır. Epidural anestezinin bu aşamadan önce uygulanması, kasılmaları etkileyip doğumu geciktirir. Geç kalındığında ise hem anne gereksiz ağrı çekmiş olur hem de ağrılar daha sık geleceğinden anne adayı işlem süresince hareketsiz kalamaz ve epidural uygulanması zorlaşabilir. İlaç uygulandıktan sonra ayaklarda ısınma ve karıncalanma başlar ve daha sonra göbek hizasına kadar yükselen uyuşukluk hissedilir. Epidural anestezinin uygulaması ortalama 10 dakika sürerken, ağrılar uygulamadan kısa süre sonra azalmaya başlar. Epiduralin etkisinin tam anlamıyla hissedilmesi ise 15 dakikayı bulabilir. Ağrı doğumun ilerlemesiyle ve ilacın etkisinin azalmasıyla şiddetlendiğinde uzman hekim tarafından tekrar doz ayarlaması yapılır.

Epidural Doğumun Avantajları Nelerdir?

Epidural yöntem, normal doğumun ağrı duymadan gerçekleşmesidir. Bu yöntemde, doğum ağrılarının hafifletilmesi, bebeğin ve annenin sağlığını olumlu yönde etkiler ve doğumun konforunu bir hayli artırır. Doğum sürecinde anne yorulmadığı, ağrı duymadığı için rahatlıkla ıkınabilir, doğuma aktif olarak katılabilir. Anne, bebeğini doğurduğu zaman uyanık ve ağrısız olduğu için o güzel anın tadını çıkarır. Doğumdan sonra anne kısa sürede bebeğiyle ilgilenebilecek, emzirebilecek hale gelir. Bu yöntemde fazla miktarda ilaç uygulanmadığı için anne ve bebeğe olumsuz etkisi çok azdır.

Epidural Anestezinin Avantajları Aşağıdaki Şekilde Sıralanabilir;

  • Epidural anestezi, normal doğum sırasında son derece etkili bir ağrı kontrolü sağlar ve tüm doğum süreci boyunca uygulanabilir.
  • Uzun süren doğumlarda annenin dinlenebilmesine ve doğum anında güçlü şekilde ıkınabilmek için gerekli enerjiyi depolayabilmesine yardımcı olur.
  • Doğumun olumsuz taraflarını devre dışı bırakarak annenin pozitif bir doğum deneyimi yaşamasını mümkün kılar.
  • Anne, epidural anestezi sayesinde tüm doğum sürecinde aktif rol alabilir ve doğumun her anına tanıklık edebilir.
  • Sistemik anestezi ilaçlarının aksine, bebeğe sadece çok küçük dozda ilaç aktarılır. Epidural doğum hem anne hem de bebek için son derece güvenli bir yöntemdir.
  • Epidural anestezi uygulaması acil durumlarda normal doğumdan kolaylıkla sezaryene geçiş yapılabilmesini sağlar.
  • Doğum sonrası annenin daha kolay toparlanabilmesi ve bebeğiyle hemen ilgilenebilmesi de epidural doğum sayesinde mümkün olur.

Spinal Anestezili Doğum

Spinal Anestezi ile Doğum

Spinal Anestezi Nedir?

Spinal anestezi, sezaryen doğum sırasında uyanık olup bebeğini doğumdan hemen sonra görebilme imkanı sunan anestezi yöntemlerinden biridir. Yalnızca sezaryen doğumda uygulanan, doğumun ağrısız geçmesi için belden verilen ilaç ile sadece belden aşağısının uyuşturulduğu bir anestezi türüdür. Sezaryen ameliyatı genel anestezi ile hasta uyutularak gerçekleştirilir. Bu yöntemi istemeyenler, belden aşağısını uyuşturma diye tabir edilen anestezi tekniklerini uygularlar. Spinal anestezi dışında, aynı yöntemi sunan epidural anestezi de çok karıştırılan anestezi türlerinden biridir.

Spinal Anestezi ile Epidural Anestezi Arasındaki Fark Nedir?

  • İki anestezi yönteminin de uygulanış şekli aynıdır. İkisi de belden aşağısını uyuşturmak için omurilik bölgesinden yapılır.
  • Ancak epidural anestezide ilaç omurilik etrafında bulunan zarın dışına enjekte edilirken, spinal anestezide bu zar geçilir ve içindeki sıvıya verilir.
  • Epidural anestezi uygulandıktan sonra uyuşukluk hissinin 10-15 dakika sürerken, spinal anestezide anında veya 1-2 dakika sonra uyuşukluk hissi başlar.
  • Epidural anestezinin süresi ilaç tekrar enjekte edilerek uzatılabilir ancak spinal anestezi yalnızca bir defa uygulanır, süre uzatılmaz.
  • Epidural anestezide ameliyat boyunca anne adayının belinde ince bir katater bulunur, gerek görülürse ek doz verilir. Spinal anestezi de ise ilaç enjeksiyon ile verilir ve geri çıkartılır, katater bulunmaz.
  • Epidural anesteziyi sezaryen ya da normal doğum yapacak olanlar tercih edebilir.
  • Fakat spinal anesteziyi normal doğum yapacak olanlar yaptıramaz.

Small touches, big differences...
Keep in mind; Small touches such as Breast Aesthetics, Botox Injection, Jaw Aesthetics, Lip and Face Fill, Abdominal Tightening, Cosmetic Surgery, Nose Aesthetics, Arm Stretching, Under-Eye Bruises, create great differences in your quality of life

Call us now for more information

Ask Your Doctor..

Fill in the form and let us know what you are interested in.
Shopping Basket